se

29 Ocak 2015 Perşembe

27 Aralık 2014 İş Güvenliği Uzmanlığı Ve İşyeri Hekimliği Sınavı Sorularının %10’u Ve İptal Olan Sorular

27 Aralık 2014 tarihinde yapılan İş Güvenliği Uzmanlığı ve İşyeri Hekimliği sınavında sorulan soruların %10’luk kısmı yayınlanmış olup ekte yer almaktadır.
C Sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı sınavında 15. soru iptal edilmiştir. (1 soru) İptal edilen soru aşağıda yer almaktadır.
15. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği’ne göre, işverenin onaylı deftere ilişkin yükümlülükleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) İşyerinin bağlı olduğu Çalışma ve İş Kurumu il müdürlükleri, Genel Müdürlük veya noterce her sayfası mühürlenmek suretiyle onaylanır.
B) Bu deftere yazılan tespit ve öneriler iş güvenliği uzmanına tebliğ edilmiş sayılır.
C) Asıl sureti, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; diğer suretleri ise işveren tarafından saklanır.
D) Defterin imzalanması ve düzenli tutulmasından iş güvenliği uzmanı sorumludur.
E) Teftişe yetkili iş müfettişleri, işverenin uygun bulduğu zamanlarda defteri inceleyebilirler.

Kaynak: ÖSYM ve isgyasam

27 Aralık 2014 İşyeri Hekimliği ve İş Güvenliği Uzmanlığı Sınavında Başarılı Olanların Dikkatine

27 ARALIK 2014 TARİHİNDE YAPILAN İŞYERİ HEKİMLİĞİ VE İŞ GÜVENLİĞİ UZMANLIĞI SINAVINDA BAŞARILI OLANLARIN DİKKATİNE
Bilindiği üzere 27 Aralık 2014 tarihinde yapılan işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı sınavı sonuçları ÖSYM tarafından ilan edilmiştir. Söz konusu sınavı kazanan adayların belgelendirme işlemlerinin tamamlanması için aşağıda yer alan hususlara dikkat edilmesi ve bu hususlara göre işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
B sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı sınavında başarılı olan adaylardan;
  • İş sağlığı ve güvenliği veya iş güvenliği programında yüksek lisans yapmış olmaları sebebiyle sınava başvuran ve başarılı olanların kimlik bilgileri Ziraat Bankası kurumsal tahsilat hesabına bildirilmiştir. 413 TL belge bedelini yatırmaları neticesinde işlemleri sonuçlandırılacaktır.
  • (C) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesiyle en az üç yıl fiilen görev yaptığını iş güvenliği uzmanlığı sözleşmesi ile belgelemek üzere sınava başvuran ve başarılı olanların iş güvenliği uzmanı olarak en az üç yıllık çalışmalarını gösteren sözleşme ve belgeler ile Genel Müdürlüğe başvurmaları ve uygunluklarının tespiti neticesinde kimlik bilgileri Ziraat Bankası kurumsal tahsilat hesabına bildirilecek olup, 413 TL belge bedelini yatırmaları neticesinde işlemleri sonuçlandırılacaktır.
C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı ve İşyeri Hekimliği sınavında başarılı olan adaylardan;
  • Eğitim kurumlarında devam etmekte olan belge denetimi neticesinde uygunlukları tespit olunanların kimlik bilgileri Ziraat Bankası kurumsal tahsilat hesabına bildirilecek olup, 413 TL belge bedelini yatırmaları neticesinde işlemleri sonuçlandırılacaktır.
  • Yapılan denetimde uygunluklarının tespiti mümkün olmayan adayları
    • Onaylı diploma sureti
    • Eğitim katılım belgesi
    • Uygulamalı eğitim formu (eğitim kurumu sorumlu müdür tarafından onaylanmış hali)
ile Genel Müdürlüğe başvurmaları ve uygunluklarının tespiti neticesinde kimlik bilgileri Ziraat Bankası kurumsal tahsilat hesabına bildirilecek olup, 413 TL belge bedelini yatırmaları neticesinde işlemleri sonuçlandırılacaktır.
YUKARIDA BELİRTİLEN DURUMDAKİ TÜM ADAYLARIN YETKİLENDİRME İŞLEMLERİ YAPILACAK İNCELEMELERİ MÜTEAKİBEN, BİR HAFTA İÇERİSİNDE TAMAMLANACAKTIR. ADAYLAR BELGE BEDELİNİ YATIRDIKTAN SONRA HERHANGİ BİR İŞLEM YAPMALARINA YA DA GENEL MÜDÜRLÜĞÜMÜZE BAŞVURMALARINA GEREK YOKTUR.
KİŞİSEL DURUMUNUZ HTTPS://İSGKATİP.CSGB.GOV.TR/LOGOUT.ASPX ADRESİNDE YER ALAN ”SINAV DURUMU SORGULA” SEKMESİ KULLANILARAK ÖĞRENİLECEK OLUP DURUMUNUZA UYGUN SÜRECİN TAKİP EDİLMESİ NETİCESİNDE YETKİLENDİRME İŞLEMLERİNİN GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.
Kaynak: İSGGM

20 Ocak 2015 Salı

Stiglitz: BÜYÜK CARİ AÇIĞI OLAN ÜLKELER RİSK ALTINDA


Nobel Ödüllü ekonomist bugünkü ortamda faizlerin düşürülmesinin düşünülebileceğini ancak bunun sadece merkez bankalarının işi olmadığını ve böyle bir kararın stabilite, istihdam gibi farklı araçlarla desteklenmesi ve kredilerin KOBİ'ler tarafından da kullanılabiliyor olması halinde yarar sağlayacağını söyledi

Adana'daki 'Ekonomi Zirvesine' konuk olan Stiglitz Türkiye'nin gündeminde olan "faiz oranları" konusunda sorulan bir soruyu şöyle yanıtladı:

"Şu anki durumda başka Merkez Bankaları'nın kendi faiz oranlarını düşürdükleri bir ortamda ve enflasyonun düştüğü ortamda, petrol fiyatlarının bu kadar düştüğü bir ortamda, ekonomik büyüme risk altında ve dengesizlikler ortamında ben faiz oranlarını düşürürdüm. Ama sadece merkez bankasının işi değil bu. Sadece enflasyona odaklanmamaları gerekiyor. Stabilite, istihdam gibi farklı araçları da var. Tabi ki kredilerin KOBİ'ler tarafından kullanılabiliyor olması gerekir."

ABD eski Başkanı Bill Clinton'un ekonomi başdanışmanı Nobel ödüllü ünlü ekonomist Joseph E. Stiglitz, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) girmesi konusunda, "Öncelikle Avrupa Birliği ile Euro bölgesi kavramını ayırmak lazım. AB, Euro bölgesine girmeyi zorunlu kılıyor. O yüzden Türkiye'nin AB'ye girmeli mi sorusunun bir bölümünü dikkate alırsak, Euro bölgesine girmek Türkiye için felaket olur" dedi.

Çukurova Genç İşadamları Derneği'nin (Çukurova GİAD) düzenlediği Adana Büyükşehir Belediyesi, Adana Sanayi Odası (ADASO), Adana Ticaret Odası (ATO), Adana Ticaret Borsası (ATB) ve Adana Organize Sanayi Bölgesi (OSB) başkanlığının destek verdiği 4'üncü Çukurova Zirvesi, HiltonSA Otel'de gerçekleşti. Zirvede, Stiglitz, "Global Ekonomide 2015 Beklentileri ve Türkiye'nin Önemi" başlıklı bir sunum yaptı. Dünya ülkelerinde ekonomik problemlerin yanı sıra siyasi sıkıntıların da yaşandığını bildiren Stiglitz, Ukrayna, Rusya ve Ortadoğu'daki karışıklıklara dikkat çekti. Dünyadaki birçok ülkenin dönüşüm içerisine girdiklerini anlatan Stiglitz, bu risklerin tüm dünya ülkelerini de yakından etkilediğini söyledi.
"EURO AVRUPA'YI BÖLÜYOR"
Avrupa'nın bir siyasi proje olduğunu ve liderlerin tek bir para biriminin Avrupa'yı birleştirmesini düşünürken, Avrupa'nın bölündüğünü savunan Joseph Stiglitz, tek bir para biriminin işe yarıyor olması için ülkelerin birbiriyle aynı olması gerekirken, Avrupa'daki ülkelerin birbirine benzemediklerini kaydetti. Teşhisin yanlış konulduğunu anlatan Stiglitz, "Gerçekten düşük borç ve gayrı safi yurtiçi hasıla dengeleri vardı ve tam tersi oldu. Almanya olup biteni anlamadı ve diyorlardı ki 'Biz sadece Euro'nun işe yaraması için 2008 öncesi ne yapıyorsak onu yapalım ki işe yarasın' sandılar. Aynı politikaları tekrar tekrar devam etmeleri çalıştılar ve ne oldu? İşe yaramadı yine. O zaman bir ortak para birimi birliği yarattığınız zaman birden en önemli ayar dengelerini ortadan kaldırıyorsunuz. Yunanistan, Portekiz gibi ülkeler düşürebilirler fiyatını. Farklı 2 yöntemdir ama bu yol yürümez çünkü bu fiyatlar düştüğü zaman deflasyon oluyor. Ve bazen biz buna dahili devalüasyon deriz ve asla işe yaramamıştır. Dahili devalüasyon işe yarasaydı 1990'lı yıllarda ekonomik krizler yaşanmazdı ya da Çin'e bakın. Amerika'yla olan ilişkilerinde devalüasyon olmasaydı sıkıntı olmazdı. Devalüasyon hiçbir zaman iyi bir şey değil ama hala Almanya ısrar ediyor ki fiyatlar stabil kalsın, o zaman da ne demek? Almanya hep dengeliyse diğerleri düşüyorsa o zaman tüm Euro bölgesinin enflasyonu değişir. O zaman Merkez Bankası bunu halledemeyecektir. Gayet basit bir hesap yapınca ortaya çıkıyor. Euro Bölgesi'nin nereye gideceğini düşünürsek, durağanlık devam edecektir. Son 10 yıl içinde olduğu gibi, bu şekilde devam ederlerse çok olasıdır ki, beter olacaklar önümüzdeki yıllarda. Euro bana göre demokrasiyi bastırdı. Seçim üstüne seçimdeki seçmenler, 'Bizim hükümetimizin ekonomik yönünü sevmiyoruz, onaylamıyoruz diyorlar, yeni hükümet seçiyorlar ve yeni hükümet geldiğinde Brüksel'de, Frankfurt'ta, Berlin'de diyor ki 'Aynı politikayı yap' ve hükümetler boyun bükerek her biri ardı arkasına aynısını devam ettirdi ve yine aynı şey oldu" şeklinde konuştu.
"AVRUPA'NIN YÜZDE 30'UNUN GELİRİ DÜŞTÜ"
Avrupa'daki vatandaşların yüzde 30'unun gelirlerinde düşüş yaşandığını belirten Joseph Stiglitz, "O kadar gururlu olduğunu söyleyen Almanya da bir başarısızlık simgesi, çok büyük başarısızlık" dedi. Jeopolitik problemlerin ilk kez ekonomik riskler listesine girdiğini vurgulayan Stiglitz, Ortadoğu, Rusya ve Ukrayna'nın endişeye yol açtığını ifade etti. Bu sorunların hiçbirinin çözüleceğine inanmadığını anlatan Stiglitz, "Gerçek bu" diye konuştu.
TÜRKİYE AB'YE GİRMELİ Mİ?
Stiglitz, "Türkiye AB'ye girmeli mi?" şeklindeki soruya da, "Öncelikle Avrupa Birliği ile Euro bölgesi kavramını ayırmak lazım. Avrupa Birliği, Euro bölgesine girmeyi zorunlu kılıyor. O yüzden cevabım kesinlikle hayır. Euro bölgesine girmek Türkiye için felaket olur" şeklinde yanıtladı.
Ambargoların devam etmesi ve petrol fiyatlarının düşmesinden Rusya'nın oldukça fazla etkilendiğini söyleyen Stiglitz, 2008 yılından sonra global ekonominin en büyük kaynağının Çin olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin ise Ortadoğu ve Afrika arasında bir merkez olduğuna değinen Stiglitz, "Türkiye ve Çin Afrika'da daha yoğun çalıştı, ABD ve Avrupa kendi işleriyle uğraşırken. Çin'de yüzde 10'a ulaşan büyüme yüzde 7'ye düştü. Çin'de neler olduğunu izliyoruz. Çin'de büyüme stratejisi ne olacak tam kestiremiyoruz" ifadelerini kullandı.
"PETROLDEKİ DÜŞÜŞ TÜRKİYE İÇİN AVANTAJ"
Petrol fiyatlarındaki düşüşlerin Türkiye için avantaj olduğunu söyleyen Stiglitz, petrol ihracatı yapan ülkelerin, ithalat yapanlardan daha çok ekonomik risk altında olduğunu anlattı ve Amerikan ekonomisinin bu düşüşlerden oldukça sarsıldığına işaret etti. Para politikalarındaki değişimlerin ABD ve Avrupa'yı yakından etkilediğini ifade eden Stiglitz, "2008'deki küresel krizden sonra o zamandan beri efektif bir talep eksikliği var Amerika'da. Bu büyük bir sorun. Global ekonomi bununla karşı karşıya. 2009 yılında krizden sonra ABD faiz oranlarını sıfıra düşürdü. Evet, bazı etkileri oldu ama sınırlı bir etki oldu. Finansal piyasaların çökmesini engelledi ama ekonomik büyümeye doğru yönelmesine yol açması yıllar sürdü. En azından yıllar geçti, ABD tekrar büyümeye başlayana kadar o zamandan beri bile büyüme, yeni iş hayatına girecekler için işyeri sunmaktan çok uzak" dedi.
"PARALAR KOBİ'LERE GİTMİYOR"
Daha fazla istihdam alanı, fon oluşturarak yatırım yapmak için kullanılan likiditenin nicesel çalışmalarla ABD'de işe yaramadığını anlatan Stiglitz, bugün bile KOBİ'ler için verilen kredilerin 2007-2008 yıllarından çok daha düşük olduğuna dikkat çekti. Paranın KOBİ'lere gitmediğini vurgulayan Stiglitz, "Krediler krizden önceki durumlardan daha düşük, peki bu likidite nereye gitti?" diye sordu. Döviz kurlarını artırmak, borsa veya fiyat şişkinliklerine gidildiğini dile getiren Stiglitz, bunun da bir etkisi olmadığını kaydetti. Borsa fiyatlarının arttığını ve zengin olanların daha da zengin olduğunu ifade eden Stiglitz, "İlerlemiş ülkelerin çoğunda olmadığı kadar eşitliği artırdı ABD'de. İlerlemiş ülkelerin çoğunda olmadığı kadar eşitliğe yol açtı. 2009 yılında kriz resmi olarak sona ermiş olsa bile, gelir artışının yüzde 95'i en üstteki yüzde 1'e gitti" diye konuştu.
"BÜYÜK CARİ AÇIĞI OLAN ÜLKELER RİSK ALTINDA"
En büyük zorluklarla karşılaşacak olan ülkelerin, büyük açıklara sahip olan ülkeler olacağına değinen Stiglitz, "Yedekleri limitli olan ülkeler sorunlarla karşılaşacak ve bütçe açıkları olan ülkeler, yurt dışından fon desteği gereken ülkeler, özellikle kısa vadede desteğe ihtiyacı olan ülkeler en büyük sorunlarla karşılaşacaktır. Bizim gördüğümüz global finansal stabilitenin farklı etkileri oldu farklı ülkelerde. Özellikle belli durumlara bakmak lazım. Her bir ülkenin durumunu incelemek gerekiyor ki kesin etkiler tahmin edilebilsin. Para politikası işe yaramış olsa likitide artar ve bu KOBİ'lere gider. Paraların daha fazla şirkete gitmesini ve daha fazla yatırım olmasını istiyoruz. Ama maalesef Almanya istemiyor. Avrupa'daki kredi kanalı bloke olduğu için paranın işe yarayacağı yerlere ulaşması mümkün görünmüyor. KOBİ'lerin sayısı Avrupa'da azalıyor. İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerde daha da düşüyor. Bu sürpriz değil. Şaşırtıcı değil. Para politikalardan etkilenen ülkeler ekonomilerinde açık olan ülkeler, bütçe açık olan ülkelerdir. Türkiye bunlardan biri. Bazı ülkeler tedbir aldı. Mesela Hindistan faiz oranını düşürdü. Türkiye gibi ülkeler için o kadar çok enflasyon endişesi var ki. Deflasyon yüksek ateş gibidir. Deflasyon bir şeylerin yolunda gitmediğini gösterir. Deflasyon için neden endişe duymalıyız? Ekonomin zayıf olduğunu gösterir. Deflasyonun kendisi zayıflığı destekler. 2009'da ABD'de çok borç vardı, evler alındı. Borcun miktarı gelirden fazladır. Gelirinize bakarak borcunuzu kıyaslayabilirsiniz. 2010 yılında Yunanistan yüzde 110'luk milli hasılası vardı. Endişe ediliyordu. Almanya kısıtlama istedi. Belli bir politika için ısrar ettiler. Bunun amacı gerçek gelirin düşürülmesiydi. Nominal geliri düşürdüler böylece. Deflasyon vardı. Böylece Yunanistan'daki milli hasıla yüzde 60 işsizliğe rağmen. Ne oldu? Politika çalışmadı ama borç, öz sermaye oranı arttı. Fransa ve diğer ülkeler bunu endişeyle gözlemlediler" ifadelerini kullandı.
"AMERİKA'DA FIRSAT EŞİTLİĞİ SAÇMALIK"
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ekonomik problemlere de dikkat çeken Joseph Stiglitz, dünyadaki tüm tutukluların yüzde 25'inin Amerika'da yaşadığına ve bu durumun işsizlik istatistiğine yansımadığına değindi. ABD'de üniversiteden çok hapishanelere para harcandığını öne süren Stiglitz, "Amerika'da siyasette niye bu kadar çirkinlikler var tabloya bakın anlarsınız. İnsanların çoğu mutlu değil çünkü paraları yok. Amerikan rüyası." diye konuştu. Tam zamanlı çalışan birinin gelirinin 40 sene önceki geliriyle aynı olduğunu söyleyen Stiglitz, "Fırsat eşitliği saçmalık. Yok öyle bir şey. Diğer ülkelerle kıyasla imkan ve fırsat eşitliği yok denecek kadar az diğer ülkelere kıyasla. Krizden önceki büyümeyi yakalayamadık hala ve gelir kaybı çok yüksek. Ekonomik istatistikler Avrupa'dan iyi ama olması gereken noktada değil" dedi. Eşitsizliğin nedeninin para otoriterlerinden kaynaklandığına dikkat çeken Stiglitz, dünya ekonomisindeki tüm gelirin yüzde 27'sinin, tepedeki yüzde 1'lik kitleye gittiğini vurguladı. Amerika'da 10 bankanın gücünün ve düşüncesinin 300 milyon vatandaşa eşit olduğunu belirten Stiglitz, vatandaşların kanuni düzenlemelere karşı çıktıklarını ve yaptırmadıklarını dile getirdi.
"TÜRKİYE BÜYÜK BİR EKONOMİ OLMA YOLUNDA"
Nobel Ödüllü Ekonomist Prof. Dr. Joseph E. Stiglitz Türkiye'nin kendi başına büyük bir ekonomi olma yolunda devam ettiğini söyledi. Yıllar boyunca gelişmekte olan tüm piyasaların takip ettikleri ekonomik modelin, ihracat yaparak büyüme olduğunu ve işe yaradığını anlatan Stiglitz, ihracat piyasası zayıfladığında bu modelin de işe yaramayacağından artık Çin'in iç talebe yönelik bir şekle dönüştüğüne dikkat çekti. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin bu gerçeği görmelerini ve global gerçekliğe uyumsağlamalarını tavsiye eden Stiglitz, "İhracat piyasası zayıfladığında ihracat yaparak büyüme modeli işe yaramayacaktır. Bu nedenle Çin iç talebe yöneliyor. Bu gerçeği görmektir. Türkiye ve gelişmekte olan piyasalar iç talebi nasıl tetikleyebilir. Dikkatli olmalı. İç talebi emlak ve altyapıya dayandıramazsınız. Altyapı eksikliği gelişmekte olan ülkelerde etkili oldu ama liman varsa birşeyler satmalısınız. Üretim yöntemleri kullanarak limanları ve altyapıları kullanacaksınız. Bu gelişme stratejisi dengeli olmalı. Dengeli bir üretim dağıtımı konusunda piyasalar, çevre, eşitlik, sağlık gibi konulara eşitlik göstermek zorunda. En başarılı ülkeler bunu gördü. Çok aktif bir rolü var hükümetlerin bu alanda. ABD ekonomisinin dinamik sektörleri ileri teknolojiydi. Peki bu alandaki yenilikleri hükümet geliştirdi. ABD hükümeti bu noktada kilit rol oynadı. Bu sektörleri destekledi ve sonra geri adım atarak özel sektörleri desteklemeye başladı. IMF'ye göre gelişmiş ekonomilerin yüzde 2.3, ABD'nin yüzde 3 ve Avrupa'nın yüzde 1.3 büyümesi bekleniyor. Ekonomik öngörülere göre politik öngörüler daha kötü. 2015'te olumsuzluklar kadar fırsatlar da olacaktır. 2015 yılı global ekonomi için aslında iyi bir yıl da olabilir" diye konuştu.
"KREDİ DERECELENDİRME KURUMLARI SAHTEKAR"
Stiglitz, "2008 gibi büyük bir kriz bekliyor musunuz?" sorusuna, "Evet" yanıtını verdi. Salonda gülüşmelere yol açan bu cevabını açan Joseph Stiglitz, faizler ve borç, sermaye oranının artırıldığında bu riskin oluşabileceğini, bunun dengesizleşmesi durumunda ekonomik yavaşlamaya yol açacağını belirtti. 2008 krizinin ardından hala toparlanamadıklarına dikkat çeken Stiglitz, "Böyle bir şoku kaldırabilecek durumda değiliz henüz" diye konuştu.

Türkiye'nin en dikkat çeken özelliğinin, çok büyük bir cari açık olduğunu söyleyen Stiglitz, "Tasarruf nasıl teşvik edilebilir, açıkla ilgili neler yapılabilir, bunu ele almak gerekir. Uzun yıllardan beri karşı karşıya olunan problem, makro ekonomik problemler ele alınmalıdır. Sanıyorum 2001 yılından bu yana enflasyonu düşürmeyi başardınız. Bu sorunun oldukça başarılı bir şekilde ele alındığını düşünüyorum. Başarılır da tabii ki tanımak, görmek gerekiyor. Ama aynı zamanda, enflasyona çok fazla yoğunlaşmak da ekonomiyi yavaşlatabilir. Önemli olan, istihdam ve finansal fizibilite hakkında denge kurabilmek.

Şu anki durumda başka Merkez Bankaları'nın kendi faiz oranlarını düşürdükleri bir ortamda ve enflasyonun düştüğü ortamda, petrol fiyatlarının bu kadar düştüğü bir ortamda, ekonomik büyüme risk altında ve dengesizlikler ortamında ben faiz oranlarını düşürürdüm. Ama sadece merkez bankasının işi değil bu. Sadece enflasyona odaklanmamaları gerekiyor. Stabilite, istihdam gibi farklı araçları da var. Tabi ki kredilerin KOBİ'ler tarafından kullanılabiliyor olması gerekir. Birçok araç gerekir ekonomik büyümenin stabil, istikrarlı hale gelmesini sağlamak için" ifadelerini kullandı. Stiglitz, kredi derecelendirme kuruluşlarının sahtekarlık yaptığına dair ellerinde çok güçlü kanıtlar olduğunu belirterek, bu kurumları 'Kesinlikle güvenilmezler' olarak nitelendirdi.
KİMLER KATILDI?
4'üncü Çukurova Zirvesi'ne, çok sayıda işadamının yanı sıra Adana Valisi Mustafa Büyük, CHP Adana Milletvekilleri Ali Demirçalı ile Faruk Loğoğlu, AK Parti Adana Milletvekili Necdet Ünüvar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kerem Alkin, Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kibar, Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Adem Ersoy, ABD Konsolosu John L. Espinoza, Çağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çetin Bedestenci, ADASO Başkanı Zeki Kıvanç, ADASO Meclis Başkanı Hüseyin Çomu, ATO Başkanı Atila Menevşe, ATO Meclis Başkanı Tarkan Kulak, ATB Başkanı Muammer Çalışkan, Adana OSB Başkanı Bekir Sütcü, Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Sarıçam Belediye Başkanı Bilal Uludağ, çeşitli ilçelerin kaymakamları katıldı.

KONU VE KONUKLAR
Çukurova GİAD'ın ilkini 2012'de gerçekleştirdiği Çukurova Zirvesi, her yıl farklı konu ve konukların katılımıyla yapıldı. Uluslararası düzeyde ses getiren Çukurova Zirvesi'nin ilki 'Kriz kahini' olarak bilinen ünlü ekonomist Nouriel Roubini'nin katılımıyla ekonomi üzerine yapıldı. 2013'de Almanya eski şansölyesi Gerhard Schröder'in konuşmacı olduğu 2'nci zirvenin konusu 'enerji' oldu. Geçen yıl yapılan 3'üncü Çukurova Zirvesi'nde ise 'kentleşme' konusu ele alındı. Bu zirvenin konuşmacıları da Londra 1'inci Mayoru Ken Livingstone ve Toronto 62-63'üncü dönem Mayoru David Miller oldular.

Kaynak: İHA

20.01.2015


2 Ocak 2015 Cuma

2014 Yılında En Az 1886 İşçi İş Kazasından Yaşamını Yitirdi...

Soma, Torunlar, Ermenek, Yalvaç, Yığılca, Şırnak, Mersin ve nice iş cinayetleri...
2014 yılında en az 1886 işçi yaşamını yitirdi...
İşçi sınıfı geçtiğimiz yıl fabrikalarda, organize sanayi bölgelerinde, tarlalarda çalışırken; işe gidip gelirken çok can verdi... 2014 Yılı İş Cinayetleri Raporu’nu 17 Ocak Cumartesi günü saat 12.00’da Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şube’de yapacağımız basın toplantısında ayrıntılı olarak açıklayacağız... Ancak tespit ettiğimiz bazı satırbaşlarını şimdiden paylaşıyoruz...
                                                                                             @aktifhaber.com
* 2014 yılında iş cinayetlerinde en az 1886 işçi can verdi...
* Mayıs ayında 427 işçi, Ekim ayında 171 işçi ve Ağustos ayında 160 işçi can verdi...
* Yaşamını yitiren 1886 işçiden 29’u meslek hastalığı nedeniyle can verdi...
* İnşaat işkolunda 423 işçi, maden işkolunda 386 işçi ve tarım işkolunda 309 işçi can verdi...
* Trafik/servis kazası nedeniyle 421 işçi, zehirlenme/boğulma nedeniyle 395 işçi ve düşme nedeniyle 298 işçi can verdi...
* 54 çocuk işçi can verdi...
* 132 kadın işçi can verdi...
* 53 göçmen işçi can verdi...
* 331 emekli ya da emeklilik çağında çalışan işçi can verdi...
* Manisa’da 343 işçi, İstanbul’da 198 işçi ve Kocaeli’nde 67 işçi can verdi...
2014 / Aralık ayında en az 127 işçi yaşamını yitirdi...
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi işçiler, kamu çalışanları, işçi aileleri, doktorlar, mühendisler, akademisyenler, gazeteciler... ve onların örgütlenmelerinin oluşturduğu; devletten ve sermayeden bağımsız; sağlıklı ve güvenli çalışma mücadelesini yürüten bir koordinasyon, bir emek örgütüdür... Yazılı, görsel, dijital basından takip edebildiğimiz, emek-meslek örgütlerinden gelen bilgiler ve işçiler, işçi yakınlarının bildirimleri ışığında tespit edebildiğimiz ve her gün güncellenen bilgiler ışığında Aralık ayında en az 127 işçi yaşamını yitirdi…
İnşaat, belediye, ticaret/eğitim/büro, tarım ve gemi/tersane işkollarında işçi ölümleri yoğunlaşıyor...İnşaat, Yol işkolunda 32 işçi;
Belediye, Genel İşler işkolunda 13 işçi;
Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 11 işçi;
Tarım, Orman işkolunda 9 emekçi;
Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 8 işçi;
Metal işkolunda 7 işçi;
Çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz/öğrenemediğimiz 6 işçi;
Madencilik işkolunda 5 işçi;
Çimento, Toprak, Cam işkolunda 5 işçi;
Savunma, Güvenlik işkolunda 5 işçi;
Taşımacılık işkolunda 4 işçi;
Petro-Kimya, Lastik işkolunda 3 işçi;
Tekstil, Deri işkolunda 3 işçi;
Ağaç, Kağıt işkolunda 3 işçi;
Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi;
Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi;
Banka, Finans, Sigorta işkolunda 2 işçi;
Enerji işkolunda 2 işçi;
Konaklama, Eğlence işkolunda 2 işçi;
İletişim işkolunda 1 işçi;
Basın, Gazetecilik işkolunda 1 işçi can verdi...
Aralık ayında yaşamını yitiren 127 emekçinin 121’i işçi, memur statüsünde çalışan ücretlilerden, 3’ü çiftçilerden/küçük toprak sahiplerinden ve 3’ü de esnaflardan olmak üzere, 6'sı da kendi nam ve hesabına çalışanlardan oluşuyor...
İşçiler en çok trafik/servis kazaları, düşme, ezilme/göçük ve diğer nedenlerden dolayı can verdi...
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 36 işçi;
Ezilme, Göçük nedeniyle 31 işçi;
Diğer nedenlerden dolayı (kalp krizi, slikozis, intihar, saldırı vb.) 23 işçi;
Düşme nedeniyle 17 işçi;
Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 10 işçi;
Elektrik Çarpması nedeniyle 5 işçi;
Nesne Düşmesi, Çarpması nedeniyle 3 işçi;
Patlama, Yanma nedeniyle 1 işçi;
Kesilme, Kopma nedeniyle 1 işçi can verdi...
Aralık ayında iş cinayetlerinde 15 kadın işçi can verdi...
Tarım işçisi Medine Çelepkolu...
Gıda işçisi Emine Uslu...
ANKA basın emekçileri Emine Aydın ve Sevilay Kahraman...
Öğretmen Özden Çolak ve Feride Şensoy...
Kocasinan Eğitim ve Araştırma Hastanesi kayıt memuru Rukiye Solmaz...
Kasiyer Canan Göktaşı...
Acil Tıp Teknisyeni Duygu Duman...
Belediye taşeron işçileri Sonay Demircan ve Emine Onur...
Atık kağıt ve hurda işçileri İkbal Uygaş ve Suna Nar...
Ev işçisi Özlem Taştan...
Fabrika işçisi Gülten Özdemir...
Aralık ayında iş cinayetlerinde 3 çocuk işçi can verdi...
15 yaşındaki Emin Kök garsonluk yaptığı Edirne Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde iş çıkışı servis aracını kaçırınca bisikletiyle evine doğru yola çıktı. Otomobil çarptı...
15 yaşındaki Ramazan Gürcan Isparta Yalvaç’ta servis elemanı olduğu restoranda iş çıkışı motosikletle köyüne dönerken minibüsle çarpıştı...
17 yaşındaki Hacı Ölgen Kocaeli Gebze’de Yeni Adliye Binası’nda babasına ait eşyaları toplamak için gitti. 6.kattan asansör boşluğuna düştü...
Yine vurgulamamız gereken bir konu da tarım, gıda, maden, kimya, eğitim/ticaret, metal, inşaat, taşımacılık, liman, savunma ve belediye işkollarında emekli /emeklilik çağında çalışan 24 işçinin can vermesi...
Aralık ayında iş cinayetlerinde 1 göçmen işçi can verdi...
Suriye’deki savaştan kaçıp Hatay Belen’e gelen 24 yaşındaki Suriyeli işçi Abdül Kadim Alkador çalıştığı inşaatın 6.katından düşerek yaşamını yitirdi. bölgede inşaatlar denetimsiz ve çok sayıda Suriyeli çalışıyor...
İş cinayetleri en çok İstanbul, Adana ve Zonguldak’ta can aldı...
20 ölüm İstanbul’da;
6’şar ölüm Adana, Zonguldak ve İtalya’da;
5’er ölüm Antalya ve Kayseri’de;
4’er ölüm İzmir ve Kocaeli’nde;
3’er ölüm Ankara, Aydın, Bursa, Kahramanmaraş, Konya, Manisa, Niğde, Tekirdağ ve Irak’ta;
2’şer ölüm Amasya, Balıkesir, Bilecik, Çanakkale, Denizli, Hatay, Iğdır, Isparta, Mersin, Ordu, Osmaniye, Sakarya, Şanlıurfa ve Uşak’ta;
1’er ölüm ise Batman, Çorum, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Hakkari, Kastamonu, Kırıkkale, Muğla, Samsun, Sivas, Şırnak, Van ve Yalova’da yaşandı...
İşçilerin sendika seçme özgürlüğü ve iş güvencesi sağlansın...
Başta taşeronlaştırma olmak üzere her türlü güvencesiz çalıştırma biçimi yasaklansın...
Yaşamak için Direnİşçi...
2014 / Aralık ayında iş cinayetlerinde yaşamını yitiren Hüseyin Çakıroğlu, Medine Çelepkolu, Kenan Akbaş, Hüseyin Aysal, Recep Pozukçu, İrfan Erdem, Özgür Filik, Halil Cen, Adem Gökmen, Mehmet Tekin, Emine Uslu, Hasan Hüseyin Geleş, Fahrettin Karamusaoğlu, Selami Yalçın, Volkan Kurtoğlu, Cumali Kodaş, Hüseyin Başar, Yılmaz Şapoğlu, Latif Doğan, Eyüp Yılmaz, Önder Zor, Erol Tekin, Ahmet Temel, Musa Akkuş, Erhan Çubukçu, Kamuran Güneş, Çetin Aydın, Emine Aydın, Sevilay Kahraman, Hasan Cullaz, Mehmet Doğanay, Yusuf Mantaş, Özden Çolak, Canan Göktaşı, Armağan Aytaç, Haydar Yılmaz, Talat Halman, Mehmet Beşen, Feride Şensoy, Ahmet Cevizci, Cemalettin Şahan, Süleyman Göze, Atacan Alptekin, Gürkan Kavdır, Halil Uzun, Ali Astan, Mustafa Ferdi Yener, Mustafa Taştan, İbrahim Paşa, Recep Bozkaya, İsmail Erciş, Halil Kılıçoğlu, İlhan Karakaş, Ş.G., Mustafa Yaşar, Celal Bilmen, Ahmet Şahin, Mehmet Şahin, Recep Kavak, Osman Dehşet, Gökhan Akçin, Ali Demirci, Ali Kesmez, Hasan Kıpçak, Tahsin Bağatur, Veli Yaren, Berat Yozcu, Cuma Kayataş, Kadir Karamuk, Osman Hamurkoparan, Birol Çelik, Hasan Bozdoğan, T.Ç., Ahmet Yurdakul, Nurullah Yıldız, Bahattin Kaya, Bilal Dikmen, Mehmet Demir, Ahmet Buluş, Osman Dursun, Abdül Kadim Alkador, Hacı Ölgen, Aydın Kümet, Ömer Şahan, Tayfun Hellaç, Vedat Varlıklar, Bekir Dil, Uğur Ay, Abdülkadir Kan, Emrah Karataş, Kamil Murat Kantoğlu, Melih Erek, Yiğit Küçükbıyık, Zeynel Üstün, Bayram Aslan, Selahattin Kayış, İbrahim Şahin, Rukiye Solmaz, Duygu Duman, Enis Kök, Haydar Demiröz, Ramazan Gürcan, Berkay Özüç, İlhan Çiftçi, Samet Keleş, Mehmet Topalcan, İrfan Karadaş, Nurullah Ateş, Eyüp Balcı, Sonay Demircan, Ali Rıza Kurtoğlu, Mehmet Adil Çetin, Necdet Turan, Ömer Acar, Emine Onur, Sedat Hanedar, İkbal Uygaş, Suna Nar, Barış Çetiner, Özlem Taştan, Gülten Özdemir, A.İ., Osman Demir, Salih Çavdaroğlu, Metin Öz, Zeydin Korkut ve ismini öğrenemediğimiz bir işçiyi saygıyla anıyoruz!

17 Aralık 2014 Çarşamba

2009 Yılından Bu Yana 3.7 Milyon Kişi Yasal Takipte

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi'nin, "Negatif Nitelikli Bireysel Kredi ve Kredi Kartı İstatistikleri" raporuna göre, 2009-2014 döneminde, 1.8 milyon kişisi bireysel kredi borcundan ve 1.9 milyon kişisi de bireysel kredi kartı borcundan olmak üzere toplam 3.7 milyon kişi yasal takibe girdi. 

                                                                   @www.mansettv.com

Buna göre, bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe girip hala yasal takipte olan kişi sayısı, Ekim'de bir ay önceye göre yüzde 4.0 artarak 1.8 milyon kişiye ulaşırken, bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe girip hala yasal takipte olan kişi sayısı yüzde 1.0 azalarak 1.9 milyon kişiye geriledi. 

Rapora göre, bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe alınan kişi sayısı yılın ilk on ayında, geçen yılın aynı dönemine göre 10 bin kişi artarak 714 bine yükseldi. Kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe alınan kişi sayısı ise aynı dönemler itibarıyla 118 bin kişi artarak 1.1 milyon kişiye yükseldi. 

Aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin bir kez sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında ise; bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe alınmış kişi sayısı geçen yılın ilk on ayına göre yüzde 5.0 artarak 569 bin kişiye, bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe alınmış kişi sayısı da yüzde 8 artarak 884 bin kişiye çıktı. 

Böylece, bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe girmiş toplam kişi sayısı geçen yılın ilk on ayında 1.5 milyon iken, 2014 yılının ilk on ayında 1.6 milyona yükseldi. 

Aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin bir kez sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında ise yılın ilk on ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artışla 1.1 milyon kişi oldu.

Kaynak: http://www.cnbce.com/haberler/ekonomi/37-milyon-kisi-yasal-takipte
Copyright © cnbce.com

9 Aralık 2014 Salı

Lockheed Martin Nükleer Santralı Kamyona Sığdırdı

Dünyanın en büyük silah ve savunma sanayi şirketlerinden ABD’li Lockheed Martin, bir kamyona sığabilen ve 100 megavatlık güç üreten nükleer santral geliştirdiklerini açıkladı. Pentagon’un en büyük tedarikçisi olan şirketin ileri araştırmalar grubu ‘SkunkWorks’ (Kokarca İşi) başardıkları nükleer füzyonu 10 yıl içinde ticari hale getirebileceklerini ilan etti.
                                                                      @lockheedmartin

TÜRKİYE,  pek çok bakımdan dünyadan kopuk yaşayan bir ülke. Ama bu kopukluğun en belirgin olduğu alan herhalde bilimsel/teknolojik gelişmelerle ilgili bölge. Biz yine enerjimizi kendi iç barışımızı daha da bozmak için harcarken Amerika’dan gelen bir haber, dünyanın dört bir yanındaki büyük kavgaların sona ermesine neden olabilir. Amerika’nın ünlü havacılık ve savunma sanayi devi Lockheed Martin şirketinin ‘ileri araştırmalar grubu’ olan ‘SkunkWorks’ (Kokarca İşi) adlı departmanı önceki gün nükleer füzyonu başardıklarını ve bunu 10 yıl içinde ticari hale getirebileceklerini ilan etti.

CİDDİYE ALMAMIZ LAZIM
‘SkunkWorks’ü ciddiye almak gerekiyor; çünkü bu grup daha önce U2 casus uçağından hayalet bombardıman uçağına kadar pek çok büyük teknolojik yeniliği yapan grup. Nükleer füzyon ise, mevcut nükleer fizyon reaktörlerinin tersine, hiçbir nükleer atık sorunu olmadan ve neredeyse sonsuz bir enerjiye sahip olmak demek. Enerjinin üretileceği materyal de ucuz: Hidrojen atomları. Güneşimiz ve evrendeki neredeyse bütün yıldızlar enerjilerini füzyondan sağlıyor. 20-30 milyon derecelik sıcaklıklarda hidrojen çekirdekleri birbirine yaklaşıyor ve birleşiyor, böylece helyum atomuna dönüşüyorlar. Bu birleşme sırasında da muazzam bir enerji ortaya çıkıyor; o enerji sayesinde de bugün dünyada hayat var, ışık var.

DÜNE KADAR BİLMİYORDUK
Güneşin içinde olan bir şeyi, dünya yüzeyinde ve kontrollu bir ortamda yapmak en azından 80 yıldır bilimcilerin hayali. Bu hayal bir tek, hidrojen bombası yoluyla yapıldı; o da enerji elde etmek için değil insan öldürmek içindi. Uzun süredir dünyanın dört bir yanında sessizce nükleer füzyon üzerinde çalışılıyor. En ileri çalışmanın Amerika’da Livermoore Fizik Labaratuvarında ve Fransa’da olduğu da biliniyor. Hep gizlilik içinde çalışan ve bugüne kadar hiç kamuoyu önüne çıkmayan Lockheed’in ‘SkunkWork’ bölümünün füzyon çalıştığını kimse düne kadar bilmiyordu. Ancak grup ve şirketin resmi sözcüleri önceki gün hiç beklenmedik bir açıklamayla, ilk küçük ölçekli füzyon reaktörlerini gerçekleştirdiklerini ve bunu denediklerini duyurdular.

JEOSTRATEJİLERİN TÜMÜ ÇÖKECEK
LOCKHEED’in geliştirdiği füzyon reaktörü (doğruysa) sadece küresel ısınmadan muzdarip dünyamız kazanmayacak; aynı zamanda fosil yakıt kaynaklarını güvence altına almaya veya onları ele geçirmeye dayalı bütün jeostratejiler de çökecek.

ÖNCE DENİZALTILARDA DENENECEK
Kamyonete sığabilecek kadar küçük nükleer santralların ilk olarak ABD denizaltılarında denenebileceği belirtiliyor. Lockheed Martin üretime geçebilirse füzyon nükleer teknolojisi uygulanacak denizaltılar daha az maliyetle daha uzun mesafeli yolculuklar yapabilecek.

5 YIL İÇİNDE ASKERİ 10 YIL İÇİNDE TİCARİ
LOCKHEED’e göre, 100 megawat enerji üretecek füzyon reaktörü büyükçe bir kamyonun kasasına sığacak büyüklükte ve 5 yıl içinde askeri amaçlı, 10 yıl sonra ticari olarak kullanılabilecek. Geçmişte de nükleer füzyonun başardığına dair açıklamalar olmuş sonra bunların başarısızlığı görülmüştü. Bu nedenle Lockheed’in açıklamasına da ihtiyatla yaklaşmak lazım. Ama SkunkWorks gerçekten yaptığını söylediği füzyonu başardıysa dünyanın enerji sorunu bitti demektir; en önemlisi fosil yakıtlara ihtiyacımız kalmayacak demektir.

KÖMÜRDEN 10 MİLYON KAT DAHA FAZLA ENERJİ
PROJENİN başındaki Tom McGuire geliştirdikleri küçük boyuttaki nükleer reaktörün mevcutlarından 10 kat daha küçük olduğunu açıkladı. Döteryum-trityum yakıtıyla çalışan bu santraller kömür santrallerine göre aynı miktarda atıkla 10 milyon kat enerji üretebilecek. Hidrojen atomunun izotopu olan döteryum okyanuslardan, trityum ise lityumdan elde edilebiliyor.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27400124.asp

4 Aralık 2014 Perşembe

Kaçak Elektrikte Kullanma Rekoru Açıklandı

Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde 2014 yılının ilk 11 ayında 350 milyon TL tutarındaki 924.316 MWH enerji tüketildi. DEDAŞ'ın verilerine göre; Siverek'te tüketilen enerjinin sadece yüzde 7'si faturalandırılabiliyor.

04 Aralık 2014 - 10:54Yazı Boyutu:
Dicle Elektrik dağıtım bölgesinde, havaların soğumaya başlaması ile birlikte hem elektrik israfı hem de kaçak elektrik kullanımı rekor düzeylere ulaştı. Dağıtım bölgesinde kaçak elektrik kullanma oranı yüzde 75 düzeyinde gerçekleşirken, bu oran Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde yüzde 93’e kadar ulaştı.

SADECE YÜZDE 7’Sİ FATURALANDIRILABİLİYOR

Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (DEDAŞ) verilerine göre; 2014 yılının ilk 11 ayı baz alındığında Siverek ilçesindeki kayıp-kaçak oranı yüzde 93 seviyesinde bulunuyor. 
1 Ocak-30 Kasım 2014 tarihlerini kapsayan söz konusu 11 aylık süre içerisinde ilçede toplam 924.316 MWH enerji tüketilmesine karşılık tahakkuku yapılan elektrik enerjisinin miktarı ise 61.858 MWH olarak gerçekleşti. Bu da ilçede tüketilen enerjinin sadece yüzde 7’sinin müşterilere faturalanabildiğini açıkça gözler önüne serdi.

İLÇEDE TAHSİLAT YAPILAMIYOR

DEDAŞ kayıtlarına göre; 2014 yılının ilk 11 ayında Siverek ilçesinde tüketilen enerjinin parasının da tahsil edilemediği ortaya çıktı. İlçede söz konusu sürede kullanılan elektrik enerjisinin parasal karşılığı 350 milyon lira iken, tüketilen bu enerjinin sadece yüzde 9.5’ine tekabül eden 33.4 milyon lirası tahsil edilebildi.

GEÇEN YILA GÖRE TÜKETİM DAHA DA ARTTI

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde 2014 yılının ilk 11 ayında tüketilen elektrik enerjisi miktarı, 2013 yılının ilk 11 ayına gör yüzde 10.4 oranında arttı. Aynı dönemde Siverek’in aksine Türkiye genelinde elektrik tüketimindeki artış ise sadece yüzde 3.5 seviyesinde gerçekleşti.
DEDAŞ’ın Siverek ilçesindeki abonelerden bu gün itibariyle toplam alacağının da 13.6 milyon lira olduğu öğrenildi.

İHA

3 Aralık 2014 Çarşamba

Süper Lig Teknik Direktörleri Ne Kadar Kazanıyor?


Hırvat hoca  kazanç listesinde takımı gibi ilk sırada...

Bilic yıllık 1.6 milyon Euro kazanırken, Trabzon’un yeni hocası 1 milyon 470 bin Euro alıyor. Gelir sıralamasında sarı lacivertlilerden yıllık 815 bin Euro kazanan İsmail Kartal ile G.Saray’a 410 bin Euro’ya imza atan Hamza Hamzaoğlu birçok meslektaşının gerisinde kaldı.   
                                                                        @spooor.com
BEŞİKTAŞ’ı liderlik koltuğunda oturtan Slaven Bilic teknik direktörler kazanç listesinde de 1 milyon 600 bin Euro ile zirveye kuruldu. Hırvat hoca bu unvanı Prandelli (2 milyon 295 bin Euro) ve Halilhodzic’in (1.7 milyon Euro) gönderilmesinden sonra aldı.
Son olarak G.Saray’da astronomik ücretli Prandelli’nin ardından Hamza Hamzaoğlu’nun sezon sonuna kadar 500 bin dolar (410 bin Euro) maaşla sarı kırmızılı takımın başına geçmesi Türkiye’deki teknik adamların yıllık gelirlerini yeniden gündeme getirdi.

SİVAS’TAN CARLOS’A 1.5 MİLYON EUROLigimizde hali hazırda görevine devam eden teknik direktörler baz alındığında 815 bin Euro’luk (1 milyon dolar) yıllık ücretiyle Fenerbahçe’nin hocası İsmail Kartal biraz gerilerde kaldı.
Puan durumunda 16. olan Sivasspor’un hocası Roberto Carlos 1.5 milyon Euro’luk yıllık ücretiyle faal teknik adamlar arasında ikinci sırada yer alırken, Trabzon’un yeni teknik direktörü Ersun Yanal (1 milyon 475 Euro) ile Ertuğrul Sağlam (1 milyon 250 bin Euro), Şenol Güneş (1.2 milyon Euro) ve Aykut Kocaman (1.1 milyon Euro) kazanç listesinde üst sıralarda yer aldı. 
3 hoca değiştiren Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav, teknik adam konusunda en eli sıkı kulüp olarak öne çıktı.
Erciyes’ten Özkeş’e 2 bin
Özkeş’ten Erciyes’e 1 milyon 200 bin lira
SÜPER Lig’deki teknik adamların yıllık ücretlerine bakıldığında en çarpıcı ücret listenin son sırasında yer alan ve aylık 2 bin TL alan Mustafa Şimşek Özkeş’e ait..  Bülent Korkmaz’la yolların ayrılmasıyla teknik adam arayan Erciyesspor’u hali hazırda çalıştıran Şimşek, ilk sınavında 4 haftalık galibiyet hasretini 4-0’lık Balıkesir galibiyetiyle dindirdi. Asıl dikkat çekici nokta ise bu galibiyetle Süper Lig ekiplerine TFF tarafından verilen 1 milyon 100 bin Türk Lirası kazandırması oldu. Yani Mustafa Şimşek Özkeş henüz ilk maçında Erciyes’e 2. galibiyetine imza atarken, kulüp kasasına da 1 milyon 100 TL’de kazandırdı.
SÜPER LİG’DEKİ HOCALARIN GELİR TABLOSU
TEKNİK ADAM TAKIM ALDIĞI YILLIK ÜCRET (EURO) 

Slaven Bilic Beşiktaş 1.6 milyon
Roberto Carlos Sivas 1.5 milyon
Ersun Yanal Trabzon 1 milyon 470 bin
Ertuğrul Sağlam Eskişehir 1 milyon 250 bin
Şenol Güneş Bursa 1.2 milyon
Aykut Kocaman T.Konya 1.1 milyon
İsmail Kartal F.Bahçe 815 bin
Şota Arveladze Kasımpaşa 800 bin
Rıza Çalımbay Mersin İY 720 bin
Tolunay Kafkas Karabük 590 bin
Mehmet Özdilek Çaykur Rize 560 bin
Abdullah Avcı Başakşehir 445 bin
M.Reşit Akçay Akhisar Bld. 440 bin
Hamza Hamzaoğlu G.Saray 410 bin
Okan Buruk G.Antep 370 bin
İrfan Buz G.Birliği 80 bin Devam ediyor
* Bazı isimlerin TL ve dolar üzerinden yapılan sözleşmeleri Euro’ya çevirilmiştir.
** Balıkesirspor ve SAİ. Kayseri Erciyes’in teknik direktörleri henüz kesinleşmedi.

GİDENLER İÇİNDE EN ZENGİNİ PRANDELLI’YDİ
TEKNİK ADAM TAKIM ALDIĞI YILLIK ÜCRET (EURO)

Cesare Prandelli G.Saray 2 milyon 295 bin
Vahid Halilhodzic Trabzon 1.7 milyon
Bülent Korkmaz Erciyes 520 bin
İsmail Ertekin Balıkesir 410 bin
Mesut Bakkal T.Konya 300 bin Euro
Kemal Özdeş G.Birliği 150 bin
Mustafa Kaplan G.Birliği 110 bin
Bonusta da yerli farkıG.Saray’ın son 3 teknik adamının şampiyonluk ve kupa bonusları şöyle..
Roberto Mancini
Şampiyonluk:  1 milyon 250 bin Euro
Türkiye Kupası: 500 bin Euro
Cesare Prandelli
Şampiyonluk: 1 milyon dolar
Türkiye Kupası:  500 bin dolar
Hamza Hamzaoğlu
Şampiyonluk: 150 bin dolar
Türkiye Kupası: 100 bin dolar

1 Aralık 2014 Pazartesi

IPS Ekran Nedir? IPS Avantajları Nelerdir?

IPS Ekran Nedir?

IPS (In-Plane Switching) Ekran; ekran panelidir. Bu panel sayesinde her açıdan ekranınıza bakıp, renk kaybı yaşamadan izleme deneyimine sahip olabilirsiniz. IPS Ekran’lar diğer ekranlarda olan; “Tam karşıdan bakma gereği, yansıma kayıpları, açıya göre renk değişimi” kayıplarını sıfıra indirir. 
                                                                                    @answerim.com
Diğer ekranlara göre oturma ve bakma açınızı ayarlamanız gerekir. Baktığınız açıya göre görüntü kalitesi, renk canlılığı değişir. IPS Ekran’da ise nerede oturduğunuz, hangi açıdan ekrana baktığınızın önemi olmadığından her açıdan aynı görüntüyü alarak aynı renk canlılığı deneyimini yaşayabilirsiniz.  IPS Ekran’lar diğer monitörlerde olan 6 bit renk derinliğini 8 bit olarak sunmaktadır. Diğer ekranlarda güneş yansıması karşısında neredeyse ekran görünmez hale gelirken, IPS Ekran’lar da bu yansıma en aza indirgenmiştir. Ayrıca IPS Ekran’lar diğer ekranlara göre enerji tasarrufu ile bütçemizede katkı sağlamaktadır.
Monitörünüzün IPS Ekran olduğunu nasıl anlarsınız?
Evinizde ki monitörün IPS Ekran olup olmadığını anlamak için ekrana alt-üst-sağ-sol ve çapraz açılardan bakarak ekranda görüntü ve renk kaybı olup-olmadığını kontrol edin. Eğer her açıdan bakmanıza rağmen aynı izleme deneyimini alabiliyorsanız ekranınız IPS Ekran’dır.
Kısacası; IPS Ekran diğer monitörde olan tüm görüntü bozukluklarını gidererek bize net bir görüntü deneyimi sunar. Ayrıca ekranımıza göre oturmayı ya da oturduğumuz yöne doğru ekran çevirme derdine son vererek ekranı gördüğümüz her yerden ve açıdan aynı canlılıkta, renk kaybı olmadan izleyebilmemizi sağlamaktadır.[1]

Sıradan ekran panelleri, yani dizüstü ve masaüstü bilgisayarla yer alan ekran panelleri ekrana dik bir konumdan bakarken size güzel görüntüler sunar. Ancak ekrana bakış açınızı arttırırsanız görüntüde bozulmalarla, renk kaymalarıyla karşılaşırsınız. IPS ekran teknolojisinde böyle bir bozulma veya kayıp neredeyse sıfırdır. Çünkü IPS ekranlar 178 derece görüş açısında dahi dik baktığınızdaki görüntünün aynısını verir. Böyle bir ekrana dokunmatik panel eklediğiniz zaman ise bir tablet bilgisayar için en ideal ekran çözümü olarak karşımıza çıkar.[2]

IPS Ekranın Avantajları Nelerdir ?

  • 1. Renk kaybı yaşamazsınız.
  • 2. Baktığınız açıya göre görüntü kalitesi, renk canlılığı değişir.
  • 3. Her açıdan aynı görüntüyü alarak aynı renk canlılığı görebilirsiniz.
  • 4. 8 bit renk derinliğine sahiptir.
  • 5. Güneş yansıması durumunda  görüntü kaybı en aza indirgenmiştir.
  • 6. Diğer ekranlardan daha fazla enerji tasarrufu sağlar.
  • 7. Görüntüleme açısı 180o dereceye kadar çıkabilmektedir.
  • 8. Ekrana parmağınızla dokunduğunuzda ekranda dalgalanma olmaz. [3]
Kaynak: 

28 Kasım 2014 Cuma

Opel Bochum'daki Üretim Tesislerini Aralık'ta Kapatacak

Almanya'nın otomotiv devi Opel, Bochum kentindeki tesislerini bu yıl aralık ayı sonuna doğru kapatacağını duyurdu. Alman otomobil endüstrisinin ünlü markası Opel'de krize dayanamadı. Opel Bochum tesislerinde çalışan yaklaşık 2 bin 700 işçi için 12 Aralık Cuma günü son çalışma günü olacak.

                                                                                      @www.inautonews.com
10 Ekim 1962 yılında Bochum kentinde 678 bin ve 709 bin metrekarelik iki arsa üzerine kurulan Opel tesislerinde 20 bine yakın işçi çalışıyordu. Avrupa'nın en modern fabrikası olarak gösterilen Opel, yılda 250 bin otomobil üretimiyle Bochum ve Dortmund kentinde yaşayanlar için istihdam sağlıyordu. Bochum ve Dortmund kentlerinde maden ocakların kapanmasının ardından Opel tesisleri herkese yeni bir umut kapısı olmuştu.
İŞÇİ BAŞINA 110 BİN EURO TAZMİNAT ÖDENECEK
Küresel krizin etkisinde yaşam mücadelesi veren Opel'in 52 yıl sonra Bochum tesislerini kapatma kararı herkesi adeta şok etti. İşten çıkarılan her işçiye ödenecek 110 bin Euro tazminatın Opel'e maliyeti 550 milyon Euro'yu buluyor. Bochum tesislerinde Opel'in Kadett, Rekord, Manta daha sonra aile arabası Zafira, modelleri üretiliyordu.
Çalışanların yaş ortalaması 50 olan Opel işçileri için iş bulma şansı düşük. İşçi temsilcisi Rainer Einenkel, "Opel tesislerin yedek parça bölümünde 700 işçimiz için 2020 yılına kadar iş garantisi sağlamak istiyoruz. Bochum ve çevresinde geniş iş imkanları yok. Bölgede işsiz sayısı çok. Opel işçileri için çok zor bir durumla karşı, karşıyayız" diye konuştu.
2009 yılında kıl payı iflastan kurtulan Opel Bochum tesislerinin bu yıl kapanması Opel tutkunlarını üzdü.