ad

se

kariyer planı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kariyer planı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2015 Perşembe

HERKES KENDİNDEN SORUMLUDUR

Bunu neden yazıyorum? Cevabı gayet basit son zamanlarda insanlar dindar gözükmek ya da o şekilde olduğundan ve iktidar ellerinde olduğundan başka insanların hayatına karışma, onların sevdikleri, saydıkları kişiler hakkında hükme varmaya kadar işi götürdüler. Bu ülkeye büyük katkısı olmuş insanları sanki onları tanıyor, beraber vakit geçirmiş gibi kendiyle aynı görüşte olmadığı için dinsiz,namaz kılmıyordu, içki içiyordu, yaptıkları işin basit ve önemsiz olduğunu söyleyerek, işi anasına, babasına hakaret ve iftiraya kadar götürüp o kişileri değersiz kılma operasyonu yapıyorlar. En sinir olduğum noktaya geliyorum. Bu insanlar cehenneme gidecek yorumları bu kadar emin nasıl yapıyorlar. Birkaç dakika sonra ne olacağını bilemezken. Sorgulama raporu  almış gibi gaybı nasıl biliyorsunuz? Haberimiz yok cennete yerleştirmeler elinizde mi??? Belki denk gelip de okuyan vardır. Eğer bu tür biriyseniz büyük günaha giriyorsunuz.

                                                                                     @http://www.fanpop.com

HERKES KENDİNDEN SORUMLUDUR...

Bu başlığın benim için çok önemli olan  hikayesini anlatayım. İkokuldayken herkes, öğretmene birbirini şikayet ediyor,  Gıcık olduğu kişi ceza yesin diye bir şeyler anlattığında, öğretmen  bıktı sonunda bir ceza verdi. Aslında ceza denmez ama tüm defterlerin ilk ve son sayfasına " HERKES KENDİNDEN SORUMLUDUR" yazdırdı. Bu  tür yargılayıcı, gaybı bilen türde cümleleri kuracak olan varsa tavsiye ederim. Deftere yazmasalar da olur. Beyinlerinin bir köşesinde bulunsun yeter
Hiç kimse için dolduruşa gelip, peşin hükümle doğrudan yargılama yapmayın. 
İmla sorunu varsa affola...

29 Mayıs 2015 Cuma

Nasıl İyimser Bir İnsan Olabiliriz?

HERKES İÇİN BİRAZ MUTLULUK

Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.
Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu
bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.

Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl
olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..
“Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...

Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,
Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.

@micheleborba.com

Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye
gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman,
her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun...
Nasıl başarıyorsun bunu?

Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki
seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.
Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki
seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.

Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.
Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..
Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını
göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.

Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?
Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir.
Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl
davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl
etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının
iyi ya da kötü olmasını seçersin...
Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..

Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar
görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek
yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.

Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun
için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler...
Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış.
Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.

Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.
Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi
Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.
Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..
Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.

Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..
Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.
Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.
Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla
sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki
ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler
bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam,
biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..

Ne yaptın? diye merakla sordum..
Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak
herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..
Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler
merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi
toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..

Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..
Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.
Otopsi yapar gibi değil..

Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları
sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük
katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.

Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız
ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..
Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..


Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:

1. Unutup gitmek.
2. Kesip saklamak,
fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..

Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.

Francie Baltazar-Schartz 

23 Nisan 2015 Perşembe

Tembellik, Fırsatçılık, Eğitim Sistemi, Sosyal Yapımız Üzerine Birkaç Düşünce

 Bunu bir forumda bizi Alman, Japon ve İsraillilerle çalışkanlık kıyaslaması yapanlara yazmıştım. Fazla iğnelediğimi farkedip bloga taşıdım.
İnsanoğlunun en temel geçim kaynaklarından birinden, rıskın 10'da 9'unun bulunduğu ticaretle başlayalım.  Esnafların temel amacı sivrisinek  misali kan emmek olmuş durumda. Zaten bireysel ithalatın kısıtlanması ellerini iyice güçlendiriyor. Adam cehennemin dibinden ücretsiz kargo ile ülkeler arası mal gönderiyor. Biz ülke içinde bile bunu başaramıyoruz. Gıda fiyatlarını yükseltmek için fazla malı çöpe döken insancıklar, yıllardır ayakta olup her yıl iflas gösteren şirketler, denetlemenin sadece kendi fikrinden olmayanları cezalandırma amacı olarak görüldüğü bir ülkede ne bekleyebilirsin ki. Temelde halkımız az ya da hiç çaba ile çok kazanç bekler. Yani rantçılık kanında var. Oldukça dindar gözüken esnaf, dört gözle Ramazanı bekler. Nasılsa alacak şunlara bir giydireyim diye.
                                   resim@http://www.milliyet.com.tr/yalniz-birakan-dusunceler--pembenar-

Bir de devletin kendi çalışanlarını özel gibi çalıştırması şart. Ya da tam tersini yapacak. Bir yanda 16.30 da işini bitirip çanta toplayan , hafta sonları daha hiç çalışmamış, en dandik bayramlara kadar tatilini yapmış, yüksek lisans için gün boşaltmış daha say say bitmeyecek avantajla iyi bir ortamda hayatını sürdüren bir eleman, diğer yanda 19-20 gibi işten çıkan, cumartesi tam gün çalışan, bayramlarda 2-3 günden fazla tatil alamayan,sabah 3-5 dk geç geleni uyaran çıkış saatlerine bakınca hep 1 saatten fazla geç çıkan, çay molalarını yapmayan, bunu görmezden gelen zihniyet var. Bunu ileride kovabilecek haklı sebebi olsun diye yapıyorlar. Buna rağmen her zaman alternatifi olduğundan her an s.ktr yeyip kovulma durumu olan yarını belirsiz başka bir eleman. Hem fiziki hem zihinsel resmen monoton bir hayat sürdüren stres içinde yaşayan bir sürü çalışan var. Her memur böyle demiyorum ama ben çok kişi tanıyorum.  Boş vakitten ikinci işi çeviren bile var. Sonuçta herkes bir zamanlar yeniçeri olmak istediği gibi şimdi de hem güvence, hem özele göre rahatlık açısından devletteki hayata özeniyor.

Eğitimin desen sınava endeksli hoca bilimsel bir şey anlatıyor. Çocuk sınavda çıkmayacağını biliyor. Kulağına perde indiriyor. Dinler gibi gözüküyor ama dinlemiyor. bu bende de var sürekli ağlayan,dert anlatanları dinler gibi gözükürüm arada birkaç cevap veririm, küsmesin diye. Dershaneyi kaldırdım deyip her yıl ve daha çok ödeyeceğin tüccarlara seni muhtaç ediyor. Gençlik sorgulamasın, üretmesin,düşünmesin diye her aşamada sınavlar var. Fikri uğruna mücadele edip sokaklara çıkmasın diye hep gireceği bir sınavı var. Üniversite bitireni üniversiteye girdiğindeki gibi yine Türkçe ,Mat, Tarihle bilmem neyle işe alıyor. 30 küsür yaşında adam dershaneye gidiyor. 

Üniversite de ünlü bir üniversiteyle kitaplarımız aynı hatta biz daha fazlasını işliyoruz. Biz sadece sınav oluyoruz.Formülü bile hatmedip. Ama diğer üniversite de ciddi projeler üretmeye teşvik ediyor. Yani biz kağıt üzerinde bir şeyler yapıyoruz o metodları fiili olarak uyguluyor. Bizdeki özel üniversite bütçesini sadece cebini doldurmaya endeksli olduğundan öğrendiğin bilgiler sadece sınava kadar aklımızda kalıyor. 

Hala var mıdır bilmem ama biz her sabah sıra olup gururla andımızı söyledikten sonra bahçedeki çöpleri toplardık. Mantıken oraları biz batırdıysak, biz temizlemeliyiz. Çoğu kişi eline bir çöp alıp onunla toplamış gibi yaparak dolanırdı. Küçükken bu şekilde başlıyoruz hayata. japon okullarında tuvalet temizleyen çocuklar haberi her yıl olur. bir de onlara bakın. Askerde de aynısı geçerli. olum derdim. Şu sigaraları yere atmayın yine siz temizliyorsunuz. Bir şey olmaz temizleriz diyorlardı. En ıssız gözüken ormanlar bile çöp dolu. Ne diye uğraşsın çöp bidonu aramakla orada bile düşüncesisiz. Ben de köye bahçemizde piknik dönüşü çöpü varil bulana kadar taşırım enayiyim ya. 

Büyük bir şirketten bahsedeyim. Stajımda boşta bilgisayar İK kısmında olduğundan çok fazla mülakat gördüm. Hanım kızımız soruyor. 1. sınıfın yazında neden staj yapmadın. Aday: zorunlu değildi diyor. Kız: Olsun yapabilirdin diyor. Aynı kişi bize ilk hafta, aslında gelmeseniz biz notunuzu veririz. Bir şeyler öğrenelim diyorum. Zaten şirket bilgilerini sizinle paylaşmamak isteyeceği için ciddi iş veremeyiz filan diyor. Müdürlerden biri gidin sosyal tesiste oturun üretimi bir kez gezdiniz zaten diyor. Fuar yerlerini araştırdım liste yaptım, SCARA robot yatırımı için araştırma hazırladım, bir test için servis alacakları firmalarla yazışıp yapabileceklerin bilgilerini verdim. Bir de dandik sunum hazırladım koca yaz stajım boş boş geçti. Olsun CV havalı gözüktü Yani çalışmaya razı olanı da bu ülke de çalıştırmayabilirler.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Ya Sevdiğin İşi Yap ya da Yaptığın İşi Sev

Değişik Bir Sınıflandırma

İnsanlar istediği işi yapan ve işini sevenler,istediği işi yapmamasına rağmen alışıp işini sevmeyi öğrenenler isterseniz kabullenmede diyebilirsiniz. Daha iyi bir iş bulma şansı olmayıp, işinden nefret ederek minimum ilgi göstererek yapanlar. Bu kişilerin dünya tersine dönse de yine de bu işe dair en ufak bir olumlu düşüncesi olmayacaktır. Bir hiçbir  işi olmayan çalışmaya gönlü olan ya da ailesinde yeterince çalışan olan ya da zamanında çalışmışlardan kalanlarla yaşayan çalışmaya ihtiyacı olmayan işsizler olarak sınıflandırabiliriz.

plan,what's the plan?,plans,future


Planlar, Hedefler, Neler Neler

Kimimiz hayatımıza dair gerçekleştirebileceğimiz planlar yapıp adım adım o planları gerçekleştirerek hedefimize ulaşmıştır.Kimimiz kapasitesinin üzerinde isteklerle alakasız hedeflere ulaşmıştır ya da haliyle hiçbir şeye ulaşmıştır. Bir de ne hedefi ne bir amacı olan akışına bırakmış kişiler vardır. Bu kişilerin bazıları şans ya da iyi bir akıntı yakaladığından çok iyi yerlere de gelmiş olabilir. İşin içinde şans ve rastsallık durumu var. Ne olacağı belli olmaz. Yerin dibine de girebilirsin.Göklere de çıkabilirsin. Etrafındaki kişilerin yönlendirmesi de ne elde edeceğinde etkin rol oynar. Ama en kötüsü de budur. Yön yok gibi ama aslında var ama belirsiz tüm yönler bu kişilerindir. Her defasında da değişir. Onun için bir yere varamazlar. Varsalar da bilmezler acaba ben buraya mı gelmek istiyordum? diye kendine sorar. Cevabı veremez haliyle :) mal mal  bakar.

                                         do what you love,love what,love job,işini sev,istediğini yap

Ya Sevdiğin İşi Yap ya da Yaptığın İşini Sev

Artık olan olmuş bir şekilde sevdiğin işi yapmıyorsun. Eğitimin, belki çevren,ekonomik durumun, belki hayalindeki işti bir zamanlar ama işin içine girince  keşke hayalinde kalsaydı dediğin durumlar,bir sürü sebepten dolayı bu lanet işte bir süre ya da ömürlük çalışmak zorunda kaldın. Rezil bir laf var tecavüzcülerin atasözü olan yazmıyorum o malum lafı tam o durumdasın. Bu işten daha iyisini ya da bu iş olmazsa hiçbir iş bulma durumun yoksa geriye bir alternatif kalıyorsa "İŞŞİZLİK" emin ol beğenmediğin ve bırakmayı düşündüğün  iş hiç yoktan iyiymiş diyerek pişman olmana sebep olacak. Bu durumlara düşmeden önce çalıştığın işle ilgili olumlu yanları görmeye başlamanın vakti geldi. Belki çok yoruluyorsun paranın karşılığını alıyor veya almıyorsun. Senden az çalışan torpilliler de aynı parayı alıyordur. Belki çalışma arkadaşların iki yüzlü mezar kazıcı pisliklerdir. Sen de hep iyi niyetli, meleksin  ya :) Sen de mükemmel değilsin ki. İşinde mükemmel sistem ararsın insanoğlu işte. Belki senden daha az bilgisi ve yeteneği olan ama o 3 kuruşluk yetilerini pazarlamayı iyi bilen tiplerin balon gibi yükseldiği ve senin aşağıdan el salladığın bir ortamdasın.Belkiler mitoz bölünmeyle çoğalır gider.Sonunda kanser gibi içini yer.Onun için sakin ol ve Ya Sevdiğin İşi Yap ya da Yaptığın İşini Sev!

polyanna,child,çocuk kitabı,polaynnacılık,iyimser,Eleanor H. Porter,polyanna yazarı


Şükür mü Polaynnacılık mı ? Ne Dersen 

Bir liste al biraz şükür yaklaşımıyla hareket et.Olayı dine bağladı diye düşünme. Aklına bir şeyler gelmiyorsa incele bakalım.Bu iş işsiz biri olarak anılmamı engelliyor.Kimsenin işe giremedi mi? sorusunu cevaplamak ve komşunun oğlu da orayı bitirmiş hemen işe girmiş gibi sidik yarıştırma cümlelerini duymak durumunda değilsin. Çünkü ne bok olursa olsun çatır çatır çalışıyorsun .NET Şükür 1. Bu iş  ülkeme yük olmamamı ve katma değer yaratmamı sağlıyor.Şükür 2. Bu iş sayesinde kendi ayaklarım üzerinde duruyorum.Şükür 3. Hastalandığımda ,özel kurumlardan hizmet alsam da  alamasam da, dilenmeden temel sağlık hizmeti alabiliyorum.Şükür 4.İstediğim her şey olmasa da dilenmeden istediğim bir şeyleri alabiliyorum. Şükür 5.   Çalışmak bir hayat amacın olmasını da birlikte getirir. İşin çok riskli değilse ömrünü uzatır. Şükür 6. Bu kadar çevreyi çalışmasam edinemezdim. Şükür 7. Bu iş sayesinde kız arkadaşıma hediye alabiliyorum. Onu mutlu edebiliyorum. Şükür 8. Çocuklarımı kimseye muhtaç etmeden yaşatacak bir ortam sunabiliyorum.Şükür 9. Bordrom var kredi kartı alabiliyorum :)) sanki bir ayrıcalık ama çalışmasan ve öğrenci de değilsen alamazsın.Farklı bir Şükür 10. Herkesin durumu  ve maaşı farklıdır. Senede bir kere de olsa tatile çıkıp,dinlenebiliyorum. Şükür 11. Biraz da siz bulun Polyannacılık, pessimistlikten bin kat daha iyidir. Bunu yaptığı her işte olabilecek en kötü sonuçları düşünen ve alternatifleri cebinde hazır bulunan ve bu sistemle uzun süredir yaş tahtaya basmamaya çalışan bir Endüstri Mühendisi söylüyor. Kısa sürelide olsa siz de deneyin kötü düşüncelerin sizi esir almasını bununla engelleyin. Her iki yöntemde de olan size olacak. ee o zaman iyi bir şeyler olsun. Unutmayın neye inanırsanız, düşünceleriniz sizi o duruma yönlendirir. Düşünceler silahtan daha kuvvetlidir. Sizi sürekli papağan gibi ezber yapıp, şu bunu demiş o bunu demiş nonoş sesli eğitim verenler gibi örnek vermek yerine bu durumu özetleyen, sebepsiz niyazi olan kader kurbanı "Donacağına İnanarak Ölen Adam" hikayesini hatırlamanızı öneririm.

Ve SON,FIN,THE END, Bazen de Tek  ve Asil Karekter NOKTA  . 

Umarım yazım ufakta olsa işinize yaramıştır. Hayat tepsiyle herkese bir şeyler sunmuyor. Bazen sabretmek gerekiyor.Bazen de boşa sabrettiğiniz gerçeği tokat gibi yüzünüze vuruluyor. Hayat bu yapacak bir şey yok. Zarlar atılacak siz de gereken hamleleri yapacaksınız.

Herkesin sevdiği ve hakkettiği işte umudunu kaybetmeden çalışması dileğiyle.

Güçlü Kalın ya da Öyle Gözükün ;)

Yazan:
Eren Ünal
Endüstri Mühendisi