ad

se

dünya ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2015 Salı

Stiglitz: BÜYÜK CARİ AÇIĞI OLAN ÜLKELER RİSK ALTINDA


Nobel Ödüllü ekonomist bugünkü ortamda faizlerin düşürülmesinin düşünülebileceğini ancak bunun sadece merkez bankalarının işi olmadığını ve böyle bir kararın stabilite, istihdam gibi farklı araçlarla desteklenmesi ve kredilerin KOBİ'ler tarafından da kullanılabiliyor olması halinde yarar sağlayacağını söyledi

Adana'daki 'Ekonomi Zirvesine' konuk olan Stiglitz Türkiye'nin gündeminde olan "faiz oranları" konusunda sorulan bir soruyu şöyle yanıtladı:

"Şu anki durumda başka Merkez Bankaları'nın kendi faiz oranlarını düşürdükleri bir ortamda ve enflasyonun düştüğü ortamda, petrol fiyatlarının bu kadar düştüğü bir ortamda, ekonomik büyüme risk altında ve dengesizlikler ortamında ben faiz oranlarını düşürürdüm. Ama sadece merkez bankasının işi değil bu. Sadece enflasyona odaklanmamaları gerekiyor. Stabilite, istihdam gibi farklı araçları da var. Tabi ki kredilerin KOBİ'ler tarafından kullanılabiliyor olması gerekir."

ABD eski Başkanı Bill Clinton'un ekonomi başdanışmanı Nobel ödüllü ünlü ekonomist Joseph E. Stiglitz, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) girmesi konusunda, "Öncelikle Avrupa Birliği ile Euro bölgesi kavramını ayırmak lazım. AB, Euro bölgesine girmeyi zorunlu kılıyor. O yüzden Türkiye'nin AB'ye girmeli mi sorusunun bir bölümünü dikkate alırsak, Euro bölgesine girmek Türkiye için felaket olur" dedi.

Çukurova Genç İşadamları Derneği'nin (Çukurova GİAD) düzenlediği Adana Büyükşehir Belediyesi, Adana Sanayi Odası (ADASO), Adana Ticaret Odası (ATO), Adana Ticaret Borsası (ATB) ve Adana Organize Sanayi Bölgesi (OSB) başkanlığının destek verdiği 4'üncü Çukurova Zirvesi, HiltonSA Otel'de gerçekleşti. Zirvede, Stiglitz, "Global Ekonomide 2015 Beklentileri ve Türkiye'nin Önemi" başlıklı bir sunum yaptı. Dünya ülkelerinde ekonomik problemlerin yanı sıra siyasi sıkıntıların da yaşandığını bildiren Stiglitz, Ukrayna, Rusya ve Ortadoğu'daki karışıklıklara dikkat çekti. Dünyadaki birçok ülkenin dönüşüm içerisine girdiklerini anlatan Stiglitz, bu risklerin tüm dünya ülkelerini de yakından etkilediğini söyledi.
"EURO AVRUPA'YI BÖLÜYOR"
Avrupa'nın bir siyasi proje olduğunu ve liderlerin tek bir para biriminin Avrupa'yı birleştirmesini düşünürken, Avrupa'nın bölündüğünü savunan Joseph Stiglitz, tek bir para biriminin işe yarıyor olması için ülkelerin birbiriyle aynı olması gerekirken, Avrupa'daki ülkelerin birbirine benzemediklerini kaydetti. Teşhisin yanlış konulduğunu anlatan Stiglitz, "Gerçekten düşük borç ve gayrı safi yurtiçi hasıla dengeleri vardı ve tam tersi oldu. Almanya olup biteni anlamadı ve diyorlardı ki 'Biz sadece Euro'nun işe yaraması için 2008 öncesi ne yapıyorsak onu yapalım ki işe yarasın' sandılar. Aynı politikaları tekrar tekrar devam etmeleri çalıştılar ve ne oldu? İşe yaramadı yine. O zaman bir ortak para birimi birliği yarattığınız zaman birden en önemli ayar dengelerini ortadan kaldırıyorsunuz. Yunanistan, Portekiz gibi ülkeler düşürebilirler fiyatını. Farklı 2 yöntemdir ama bu yol yürümez çünkü bu fiyatlar düştüğü zaman deflasyon oluyor. Ve bazen biz buna dahili devalüasyon deriz ve asla işe yaramamıştır. Dahili devalüasyon işe yarasaydı 1990'lı yıllarda ekonomik krizler yaşanmazdı ya da Çin'e bakın. Amerika'yla olan ilişkilerinde devalüasyon olmasaydı sıkıntı olmazdı. Devalüasyon hiçbir zaman iyi bir şey değil ama hala Almanya ısrar ediyor ki fiyatlar stabil kalsın, o zaman da ne demek? Almanya hep dengeliyse diğerleri düşüyorsa o zaman tüm Euro bölgesinin enflasyonu değişir. O zaman Merkez Bankası bunu halledemeyecektir. Gayet basit bir hesap yapınca ortaya çıkıyor. Euro Bölgesi'nin nereye gideceğini düşünürsek, durağanlık devam edecektir. Son 10 yıl içinde olduğu gibi, bu şekilde devam ederlerse çok olasıdır ki, beter olacaklar önümüzdeki yıllarda. Euro bana göre demokrasiyi bastırdı. Seçim üstüne seçimdeki seçmenler, 'Bizim hükümetimizin ekonomik yönünü sevmiyoruz, onaylamıyoruz diyorlar, yeni hükümet seçiyorlar ve yeni hükümet geldiğinde Brüksel'de, Frankfurt'ta, Berlin'de diyor ki 'Aynı politikayı yap' ve hükümetler boyun bükerek her biri ardı arkasına aynısını devam ettirdi ve yine aynı şey oldu" şeklinde konuştu.
"AVRUPA'NIN YÜZDE 30'UNUN GELİRİ DÜŞTÜ"
Avrupa'daki vatandaşların yüzde 30'unun gelirlerinde düşüş yaşandığını belirten Joseph Stiglitz, "O kadar gururlu olduğunu söyleyen Almanya da bir başarısızlık simgesi, çok büyük başarısızlık" dedi. Jeopolitik problemlerin ilk kez ekonomik riskler listesine girdiğini vurgulayan Stiglitz, Ortadoğu, Rusya ve Ukrayna'nın endişeye yol açtığını ifade etti. Bu sorunların hiçbirinin çözüleceğine inanmadığını anlatan Stiglitz, "Gerçek bu" diye konuştu.
TÜRKİYE AB'YE GİRMELİ Mİ?
Stiglitz, "Türkiye AB'ye girmeli mi?" şeklindeki soruya da, "Öncelikle Avrupa Birliği ile Euro bölgesi kavramını ayırmak lazım. Avrupa Birliği, Euro bölgesine girmeyi zorunlu kılıyor. O yüzden cevabım kesinlikle hayır. Euro bölgesine girmek Türkiye için felaket olur" şeklinde yanıtladı.
Ambargoların devam etmesi ve petrol fiyatlarının düşmesinden Rusya'nın oldukça fazla etkilendiğini söyleyen Stiglitz, 2008 yılından sonra global ekonominin en büyük kaynağının Çin olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin ise Ortadoğu ve Afrika arasında bir merkez olduğuna değinen Stiglitz, "Türkiye ve Çin Afrika'da daha yoğun çalıştı, ABD ve Avrupa kendi işleriyle uğraşırken. Çin'de yüzde 10'a ulaşan büyüme yüzde 7'ye düştü. Çin'de neler olduğunu izliyoruz. Çin'de büyüme stratejisi ne olacak tam kestiremiyoruz" ifadelerini kullandı.
"PETROLDEKİ DÜŞÜŞ TÜRKİYE İÇİN AVANTAJ"
Petrol fiyatlarındaki düşüşlerin Türkiye için avantaj olduğunu söyleyen Stiglitz, petrol ihracatı yapan ülkelerin, ithalat yapanlardan daha çok ekonomik risk altında olduğunu anlattı ve Amerikan ekonomisinin bu düşüşlerden oldukça sarsıldığına işaret etti. Para politikalarındaki değişimlerin ABD ve Avrupa'yı yakından etkilediğini ifade eden Stiglitz, "2008'deki küresel krizden sonra o zamandan beri efektif bir talep eksikliği var Amerika'da. Bu büyük bir sorun. Global ekonomi bununla karşı karşıya. 2009 yılında krizden sonra ABD faiz oranlarını sıfıra düşürdü. Evet, bazı etkileri oldu ama sınırlı bir etki oldu. Finansal piyasaların çökmesini engelledi ama ekonomik büyümeye doğru yönelmesine yol açması yıllar sürdü. En azından yıllar geçti, ABD tekrar büyümeye başlayana kadar o zamandan beri bile büyüme, yeni iş hayatına girecekler için işyeri sunmaktan çok uzak" dedi.
"PARALAR KOBİ'LERE GİTMİYOR"
Daha fazla istihdam alanı, fon oluşturarak yatırım yapmak için kullanılan likiditenin nicesel çalışmalarla ABD'de işe yaramadığını anlatan Stiglitz, bugün bile KOBİ'ler için verilen kredilerin 2007-2008 yıllarından çok daha düşük olduğuna dikkat çekti. Paranın KOBİ'lere gitmediğini vurgulayan Stiglitz, "Krediler krizden önceki durumlardan daha düşük, peki bu likidite nereye gitti?" diye sordu. Döviz kurlarını artırmak, borsa veya fiyat şişkinliklerine gidildiğini dile getiren Stiglitz, bunun da bir etkisi olmadığını kaydetti. Borsa fiyatlarının arttığını ve zengin olanların daha da zengin olduğunu ifade eden Stiglitz, "İlerlemiş ülkelerin çoğunda olmadığı kadar eşitliği artırdı ABD'de. İlerlemiş ülkelerin çoğunda olmadığı kadar eşitliğe yol açtı. 2009 yılında kriz resmi olarak sona ermiş olsa bile, gelir artışının yüzde 95'i en üstteki yüzde 1'e gitti" diye konuştu.
"BÜYÜK CARİ AÇIĞI OLAN ÜLKELER RİSK ALTINDA"
En büyük zorluklarla karşılaşacak olan ülkelerin, büyük açıklara sahip olan ülkeler olacağına değinen Stiglitz, "Yedekleri limitli olan ülkeler sorunlarla karşılaşacak ve bütçe açıkları olan ülkeler, yurt dışından fon desteği gereken ülkeler, özellikle kısa vadede desteğe ihtiyacı olan ülkeler en büyük sorunlarla karşılaşacaktır. Bizim gördüğümüz global finansal stabilitenin farklı etkileri oldu farklı ülkelerde. Özellikle belli durumlara bakmak lazım. Her bir ülkenin durumunu incelemek gerekiyor ki kesin etkiler tahmin edilebilsin. Para politikası işe yaramış olsa likitide artar ve bu KOBİ'lere gider. Paraların daha fazla şirkete gitmesini ve daha fazla yatırım olmasını istiyoruz. Ama maalesef Almanya istemiyor. Avrupa'daki kredi kanalı bloke olduğu için paranın işe yarayacağı yerlere ulaşması mümkün görünmüyor. KOBİ'lerin sayısı Avrupa'da azalıyor. İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerde daha da düşüyor. Bu sürpriz değil. Şaşırtıcı değil. Para politikalardan etkilenen ülkeler ekonomilerinde açık olan ülkeler, bütçe açık olan ülkelerdir. Türkiye bunlardan biri. Bazı ülkeler tedbir aldı. Mesela Hindistan faiz oranını düşürdü. Türkiye gibi ülkeler için o kadar çok enflasyon endişesi var ki. Deflasyon yüksek ateş gibidir. Deflasyon bir şeylerin yolunda gitmediğini gösterir. Deflasyon için neden endişe duymalıyız? Ekonomin zayıf olduğunu gösterir. Deflasyonun kendisi zayıflığı destekler. 2009'da ABD'de çok borç vardı, evler alındı. Borcun miktarı gelirden fazladır. Gelirinize bakarak borcunuzu kıyaslayabilirsiniz. 2010 yılında Yunanistan yüzde 110'luk milli hasılası vardı. Endişe ediliyordu. Almanya kısıtlama istedi. Belli bir politika için ısrar ettiler. Bunun amacı gerçek gelirin düşürülmesiydi. Nominal geliri düşürdüler böylece. Deflasyon vardı. Böylece Yunanistan'daki milli hasıla yüzde 60 işsizliğe rağmen. Ne oldu? Politika çalışmadı ama borç, öz sermaye oranı arttı. Fransa ve diğer ülkeler bunu endişeyle gözlemlediler" ifadelerini kullandı.
"AMERİKA'DA FIRSAT EŞİTLİĞİ SAÇMALIK"
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ekonomik problemlere de dikkat çeken Joseph Stiglitz, dünyadaki tüm tutukluların yüzde 25'inin Amerika'da yaşadığına ve bu durumun işsizlik istatistiğine yansımadığına değindi. ABD'de üniversiteden çok hapishanelere para harcandığını öne süren Stiglitz, "Amerika'da siyasette niye bu kadar çirkinlikler var tabloya bakın anlarsınız. İnsanların çoğu mutlu değil çünkü paraları yok. Amerikan rüyası." diye konuştu. Tam zamanlı çalışan birinin gelirinin 40 sene önceki geliriyle aynı olduğunu söyleyen Stiglitz, "Fırsat eşitliği saçmalık. Yok öyle bir şey. Diğer ülkelerle kıyasla imkan ve fırsat eşitliği yok denecek kadar az diğer ülkelere kıyasla. Krizden önceki büyümeyi yakalayamadık hala ve gelir kaybı çok yüksek. Ekonomik istatistikler Avrupa'dan iyi ama olması gereken noktada değil" dedi. Eşitsizliğin nedeninin para otoriterlerinden kaynaklandığına dikkat çeken Stiglitz, dünya ekonomisindeki tüm gelirin yüzde 27'sinin, tepedeki yüzde 1'lik kitleye gittiğini vurguladı. Amerika'da 10 bankanın gücünün ve düşüncesinin 300 milyon vatandaşa eşit olduğunu belirten Stiglitz, vatandaşların kanuni düzenlemelere karşı çıktıklarını ve yaptırmadıklarını dile getirdi.
"TÜRKİYE BÜYÜK BİR EKONOMİ OLMA YOLUNDA"
Nobel Ödüllü Ekonomist Prof. Dr. Joseph E. Stiglitz Türkiye'nin kendi başına büyük bir ekonomi olma yolunda devam ettiğini söyledi. Yıllar boyunca gelişmekte olan tüm piyasaların takip ettikleri ekonomik modelin, ihracat yaparak büyüme olduğunu ve işe yaradığını anlatan Stiglitz, ihracat piyasası zayıfladığında bu modelin de işe yaramayacağından artık Çin'in iç talebe yönelik bir şekle dönüştüğüne dikkat çekti. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin bu gerçeği görmelerini ve global gerçekliğe uyumsağlamalarını tavsiye eden Stiglitz, "İhracat piyasası zayıfladığında ihracat yaparak büyüme modeli işe yaramayacaktır. Bu nedenle Çin iç talebe yöneliyor. Bu gerçeği görmektir. Türkiye ve gelişmekte olan piyasalar iç talebi nasıl tetikleyebilir. Dikkatli olmalı. İç talebi emlak ve altyapıya dayandıramazsınız. Altyapı eksikliği gelişmekte olan ülkelerde etkili oldu ama liman varsa birşeyler satmalısınız. Üretim yöntemleri kullanarak limanları ve altyapıları kullanacaksınız. Bu gelişme stratejisi dengeli olmalı. Dengeli bir üretim dağıtımı konusunda piyasalar, çevre, eşitlik, sağlık gibi konulara eşitlik göstermek zorunda. En başarılı ülkeler bunu gördü. Çok aktif bir rolü var hükümetlerin bu alanda. ABD ekonomisinin dinamik sektörleri ileri teknolojiydi. Peki bu alandaki yenilikleri hükümet geliştirdi. ABD hükümeti bu noktada kilit rol oynadı. Bu sektörleri destekledi ve sonra geri adım atarak özel sektörleri desteklemeye başladı. IMF'ye göre gelişmiş ekonomilerin yüzde 2.3, ABD'nin yüzde 3 ve Avrupa'nın yüzde 1.3 büyümesi bekleniyor. Ekonomik öngörülere göre politik öngörüler daha kötü. 2015'te olumsuzluklar kadar fırsatlar da olacaktır. 2015 yılı global ekonomi için aslında iyi bir yıl da olabilir" diye konuştu.
"KREDİ DERECELENDİRME KURUMLARI SAHTEKAR"
Stiglitz, "2008 gibi büyük bir kriz bekliyor musunuz?" sorusuna, "Evet" yanıtını verdi. Salonda gülüşmelere yol açan bu cevabını açan Joseph Stiglitz, faizler ve borç, sermaye oranının artırıldığında bu riskin oluşabileceğini, bunun dengesizleşmesi durumunda ekonomik yavaşlamaya yol açacağını belirtti. 2008 krizinin ardından hala toparlanamadıklarına dikkat çeken Stiglitz, "Böyle bir şoku kaldırabilecek durumda değiliz henüz" diye konuştu.

Türkiye'nin en dikkat çeken özelliğinin, çok büyük bir cari açık olduğunu söyleyen Stiglitz, "Tasarruf nasıl teşvik edilebilir, açıkla ilgili neler yapılabilir, bunu ele almak gerekir. Uzun yıllardan beri karşı karşıya olunan problem, makro ekonomik problemler ele alınmalıdır. Sanıyorum 2001 yılından bu yana enflasyonu düşürmeyi başardınız. Bu sorunun oldukça başarılı bir şekilde ele alındığını düşünüyorum. Başarılır da tabii ki tanımak, görmek gerekiyor. Ama aynı zamanda, enflasyona çok fazla yoğunlaşmak da ekonomiyi yavaşlatabilir. Önemli olan, istihdam ve finansal fizibilite hakkında denge kurabilmek.

Şu anki durumda başka Merkez Bankaları'nın kendi faiz oranlarını düşürdükleri bir ortamda ve enflasyonun düştüğü ortamda, petrol fiyatlarının bu kadar düştüğü bir ortamda, ekonomik büyüme risk altında ve dengesizlikler ortamında ben faiz oranlarını düşürürdüm. Ama sadece merkez bankasının işi değil bu. Sadece enflasyona odaklanmamaları gerekiyor. Stabilite, istihdam gibi farklı araçları da var. Tabi ki kredilerin KOBİ'ler tarafından kullanılabiliyor olması gerekir. Birçok araç gerekir ekonomik büyümenin stabil, istikrarlı hale gelmesini sağlamak için" ifadelerini kullandı. Stiglitz, kredi derecelendirme kuruluşlarının sahtekarlık yaptığına dair ellerinde çok güçlü kanıtlar olduğunu belirterek, bu kurumları 'Kesinlikle güvenilmezler' olarak nitelendirdi.
KİMLER KATILDI?
4'üncü Çukurova Zirvesi'ne, çok sayıda işadamının yanı sıra Adana Valisi Mustafa Büyük, CHP Adana Milletvekilleri Ali Demirçalı ile Faruk Loğoğlu, AK Parti Adana Milletvekili Necdet Ünüvar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kerem Alkin, Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kibar, Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Adem Ersoy, ABD Konsolosu John L. Espinoza, Çağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çetin Bedestenci, ADASO Başkanı Zeki Kıvanç, ADASO Meclis Başkanı Hüseyin Çomu, ATO Başkanı Atila Menevşe, ATO Meclis Başkanı Tarkan Kulak, ATB Başkanı Muammer Çalışkan, Adana OSB Başkanı Bekir Sütcü, Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Sarıçam Belediye Başkanı Bilal Uludağ, çeşitli ilçelerin kaymakamları katıldı.

KONU VE KONUKLAR
Çukurova GİAD'ın ilkini 2012'de gerçekleştirdiği Çukurova Zirvesi, her yıl farklı konu ve konukların katılımıyla yapıldı. Uluslararası düzeyde ses getiren Çukurova Zirvesi'nin ilki 'Kriz kahini' olarak bilinen ünlü ekonomist Nouriel Roubini'nin katılımıyla ekonomi üzerine yapıldı. 2013'de Almanya eski şansölyesi Gerhard Schröder'in konuşmacı olduğu 2'nci zirvenin konusu 'enerji' oldu. Geçen yıl yapılan 3'üncü Çukurova Zirvesi'nde ise 'kentleşme' konusu ele alındı. Bu zirvenin konuşmacıları da Londra 1'inci Mayoru Ken Livingstone ve Toronto 62-63'üncü dönem Mayoru David Miller oldular.

Kaynak: İHA

20.01.2015


25 Haziran 2014 Çarşamba

Türkiye'nin 2014 Yılı GSYH Hedefi


Dünyanın en büyük 17'nci ekonomisi konumundaki Türkiye'nin bu yıl sıralamadaki yeri değişmezken, 2014'te ise 16'ncılığa yükselmesi bekleniyor. Böylece Türkiye, 2023'te ilk büyük 10 ekonomi arasına girme hedefine biraz daha yaklaşmış olacak.

Türkiye için Orta Vadeli Program (OVP), diğer ülkeler için ise Ekim ayı itibariyle güncellenen IMF projeksiyonları baz alınırsa, 2012'de cari fiyatlarla 785.7 milyar dolarlık GSYH'si ile dünya sıralamasında 17'nci olan Türkiye, 2013'ün tümünde ise 822.8 milyar dolarlık GSYH hedef tutarsa yine aynı sırada kalmaya devam edecek. OVP'de 2014 için öngörülen 867.3 milyar dolarlık GSYH hedefi ise IMF'nin diğer ülkelere ilişkin projeksiyonları ile karşılaştırıldığında milli gelirde Türkiye için dünya 16'ncılığını ifade ediyor. Başka deyişle OVP'deki 2014 milli gelir hedefi ve IMF'nin diğer ülkelere ilişkin projeksiyonları tutarsa Türkiye, sıralamada bir basamak daha yükselerek ilk kez dünyanın en büyük 16'ncı ekonomisi olacak.

IMF'nin öngörüsünde yükseliş yok

Ancak Orta Vadeli Program'da 2013 yılı GSYH'sı 822.8 milyar dolar düzeyinde beklenirken, IMF veri tabanında 821.8 milyar dolar olarak öngörülüyor. 2014 yılı için de OVP'de yer alan 867.3 milyar dolarlık hedefe karşılık IMF projeksiyonu 851.4 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. IMF öngörüsü baz alındığında dünya milli gelir sıralamasında Türkiye'nin 17'nci sıradaki yeri 2014'te de aynı kalıyor. 



İlk 20 ülkenin sırası bu yıl değişmeyecek
Uluslararası Para Fonu IMF'nin ekim ayı itibariyle güncellediği veri tabanına göre bu yıl milli gelirde ilk 20 ülkenin sırası değişmiyor. Bu yılın tümünde ABD 16 trilyon 724 milyar dolarla birinciliğini korurken, Çin 8 trilyon 939 milyar dolarla ikinci, Japonya 5 trilyon 7 milyar dolarla üçüncü sırada yer alacak. IMF projeksiyonuna göre bu ülkeleri 3 trilyon 593 milyar dolarla Almanya, 2 trilyon 739 milyar dolarla Fransa, 2 trilyon 490 milyar dolarla İngiltere, 2 trilyon 190 milyar dolarla Brezilya, 2 trilyon 68 milyar dolarla İtalya, 1 trilyon 825 milyar dolarla Kanada, 1 trilyon 758 milyar dolarla Hindistan, 1 trilyon 488 milyar dolarla Avustralya izleyecek.

Daha sonra 1 trilyon 356 milyar dolarla İspanya, 1 trilyon 327 milyar dolarla Meksika, 1 trilyon 198 milyar dolarla Güney Kore, 867.5 milyar dolarla Endonezya, 822.8 milyar dolarla Türkiye, 800.5 milyar dolarla Hollanda, 718.5 milyar dolarla Suudi Arabistan 646.2 milyar dolarla İsviçre gelecek. Tahminlere göre 2014 yılında, 17 trilyon 438 milyar dolarla ABD en büyük ekonomi olurken, ikinci sıradaki Çin'in GSYH'si 9 trilyon 762 milyar dolara, üçüncü sıradaki Japonya'nın milli geliri de 5 trilyon 228 milyar dolara yükselecek. IMF projeksiyonlarına göre 2014 yılında da ilk 20 ülkenin sıralaması değişmezken; Türkiye için OVP GSYH hedefi baz alındığında ise Türkiye bir basamak yükselerek 16'ncı olacak ve Endonezya ile yer değiştirecek.

Türkiye, kişi başına gelirde 2 basamak geriliyor

Türkiye, bu yıl GSYH büyüklüğüne göre ülke sıralamasında 17'nciliğini korurken, kişi başına GSYH'ye göre yapılan ülkeler sıralamada ise 2 basamak birden aşağı düşüyor. Türkiye, 2012'de OVP'ye göre 10 bin 497 dolar, IMF'ye göre 10 bin 526 dolar olan kişi başına milli geliri ile 64'üncü sırada yer alıyordu. Bu yılın tümünde Türkiye için OVP'de beklenen 10 bin 818 dolar ve IMF projeksiyonunda 10 bin 745 dolarlık kişi başına gelir ise 66'ncılığa denk geliyor. IMF'nin 2014 için beklediği 11 bin 11 dolar düzeyi baz alındığında Türkiye'nin 66'ncı sıradaki yeri değişmezken, OVP'deki 11 bin 277 dolarlık kişi başına milli gelir hedefi tutturulursa Türkiye'nin 65'inciliğe yükselebileceği görülüyor.
IMF projeksiyonlarına göre kişi başına milli gelirde Lüksemburg bu yıl 110 bin 573 dolar, 2014'te de 115 bin 542 dolarla açık ara birinciliğini koruyacak. Bu yıl Lüksemburg'u 104 bin 655 dolarla Katar, 101 bin 271 dolarla Norveç, 80 bin 276 dolarla İsviçre, 64 bin 157 dolarla Avustralya izleyecek. Bu sıralama gelecek yıl da değişmeyecek.


2023'te ilk 10 ekonomi arasına girme hedefi

Cari fiyatlarla dolar cinsinden GSYH tutarına göre 2000 yılında dünyanın 18'inci büyük ekonomisi olan Türkiye, ağır kriz yılı olan 2001'de 22'nciliğe düştü. 2002'de 21'inci, 2003'te 18'inci, 2004'te 17'nciliğe yükselen Türkiye, izleyen altı yılda bu sırayı korudu. Türkiye, 2011'de ise Endonezya'nın yükselişi sonucu 18'inciliğe indikten sonra 2012'de ise Hollanda'nın bir basamak kayması sonucu tekrar 17'nci oldu. Türkiye, Cumhuriyetin 100'üncü yılı olan 2023'te gayri safi yurt içi hasılasını (GSYH) 2 trilyon dolara çıkararak en büyük ilk 10 ekonomi arasına girmeyi, kişi başına düşen milli gelirini de 25 bin dolara çıkarmayı hedefliyor. IMF'nin diğer ülkelere ilişkin projeksiyonlarının gerçekleşeceği varsayıldığında Türkiye 2014 GSYH hedefini tutturursa dünya sıralamasında 16'ncılığa yükselecek ve 2023 hedefine biraz daha yaklaşmış olacak. Ancak hükümetin 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı ve IMF hedefleri 2018'de 1.3 trilyon dolarlık bir GSYH'ye ve 14 bin dolar dolayında bir kişi başına milli gelire işaret ediyor. 2023 hedefinin tutması için kalan 5 yılda milli gelirin çok daha hızlı büyümesi gerekiyor.

Kaynak ve Resimler: 

16 Haziran 2014 Pazartesi

Uzmanlar Dijital Paraya Geçilmesini İstiyor


2013 yılında dünya ekonomisine toplam 200 milyar dolara mal olan kağıt paradan kurtulunması gerektiğini düşünen ve dijital para birime geçilmesini savunan ekonomistlerin sayısı artıyor

Toplumsal gelişmelere paralel olarak para ve ödeme sistemleri de zaman içinde büyük değişikliğe uğramışlardır. 1990’lardan itibaren ivme kazanan enformasyon ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişme, yaşamın her alanını etkilemekle birlikte şimdi ve gelecekte, bu gelişmelerden en çok etkilenecek sektörün finans sektörü olacağı belirtiliyor. Günümüzde, finans piyasaları her geçen gün birbirleriyle daha bağlantılı hale gelmekte, işlem maliyetleri düşmekte ve piyasa üyelerinin, piyasa şartları ve ekonomik gelişmeler hakkında ulaşabildikleri haberlerin miktarı ve bu haberlere erişim hızları gün geçtikçe artmaktadır. 



@http://philosophersforchange.org/

Küresel ekonomiden 200 milyar dolar harcadı
Bu gelişmelerle birlikte kağıt paranın da artık eskide kaldığını ve 21’inci yüzyıla uygun olmadığını düşünen uzmanların sayısı gittikçe artıyor. Dijital parayı savunan Kenneth Rogoff ise bu ekonomistlerin başında geliyor. Tufts Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre kağıt para dünya ekonomisine 2013 yılında toplam 200 milyar dolara mal oldu. Dijital para birime geçilmesini savunan uzmanların sayısı hızla artıyor. 

Rogoff : Dijital para faiz oranlarını özgürleştirir 
Tufts Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre her ay ortalama 28 dakika sadece kağıt para çekmeye yürümek ya da nakite ulaşmak için kayboluyor. Asıl problem ise bu zaman kaybından öte ülkelerin mali politikaları dolayısıyla ekonomik büyümeleri de kağıt paradan etkileniyor. Gazetemiz yazarlarından dünyaca ünlü ekonomist Kenneth Rogoff da dijital paraya geçmeyi savunan uzmanlardan. ‘ 

Mali politikaları ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkiliyor 
Kağıt parayı kaldırmanın maliyetleri ve faydaları’ adlı makalesinde de merkez bankalarının sıfırın altında faiz uygulayabilmesi ve düşük enfl asyonla mücadelede para politikalarının önündeki engellerin kalkacağını belirtiyor. Yani artık kağıt para da altın gibi vakit kaybettiren ve fiziksel maliyeti olan ve para politikalarının büyümeyi aksatan ve defl asyon yaratan problematik bir parçası oalrak görülüyor. Business Insider’da yer alan analiz, altın gibi fiziksel bir para olan nakit için de ekonomi için bir yük olduğu belirtiliyor. Analize göre kağıt parayla ilgili ilk problemin nakitle fiziksel olarak uğraşılması gerektiği. 

Düşük enflasyonlu dünyada sıfıra yakın faiz gerekiyor 
Fakat uzmanlarca fark edilmeye de başlayan en büyük problemin ise kağıt paranın etkili bir mali politikaya ayak bağı olduğunu dolayısıyla ekonomik büyümeye de yük getirdiği belirtiliyor. Bu bahar aylarında ekonomist Kenneth Rogoff ’un bu konuda yazmaya başlamış olması, konuyu merkez bankaları nezdinde değerlendirmesi, ekonomi dünyasında dijital paraya geçişi savunanların sayısını artırıyor. Rogoff ’un kağıt parayı tamamen kaldırmayı konu alan makalesinde ana argümanı şöyleydi: “Ultra düşük enfl asyonlu bir dünyada merkez bankaları faizleri sıfıra yaklaştırmak isteyebilir. Fakat bu olduğunda tüketiciler banka hesaplarındaki fiziksel nakitleri negatif faiz oranlarından endişe ettikleri için çekebilirler. Eğer tamamen dijital para olan bir dünyada olsaydık, merkez bankaları faiz oranlarını istedikleri noktada tutabilirlerdi.

Merkez bankaları negatif faize dijital parayla düşebilir 
Kağıt paranın merkez bankalarının politika faizini sıfıra yaklaştırmasını zorlaştırdığını söyleyen Rogoff özellikle bu yüzyılda kağıt paranın getirdiği sınırların daha da görünür hale geldiğini ifade ediyor. Faiz oranlarının genel olarak düşük olduğu bir dünyada merkez bankalarının tüm yükümlülükleri elektronik olsaydı, negatif faiz oranların cüzi etkilerle uygulanabileceğini söyleyen Rogoff ’a Michigan Üniversitesi ekonomisti Miles Kimball da katılıyor. Kimball bir süredir faizde sıfır limitinin dijital paraya geçerek aşılabileceğini savunan yazılar yazıyor. Ekonomistler günden güne kağıt paranın da altın gibi büyümeyi aşağı çeken ve defl asyonel olduğunu savunuyor. 21’inci yüzyıla uygun bir mali politikada kağıt paranın ayak bağı olduğunu düşünenlerin sayısı günden güne artıyor.


Kaynak: http://www.dunya.com/uzmanlar-uyardi-kagit-parayi-birakin-230834h.htm 
16.06.2014